Yaşam Becerileri Dersi 8-9-10.Üniteler Sınavda Çıkabilecek Konular

8.ÜNİTE

Sosyal yeterlilik, sosyal ilişkilerde amaçlara ulaşmak için bireyin bilişsel, duyuşsal ve davranışsal özellikleri bütünleştirme yeteneğidir. 

Duygusal yetkinlik, çocukların duygularını farkında olma, yönetme, başkalarının duygularını anlama ve empati gösterme yeteneklerini içerir

Öz farkındalık ve öz izleme becerilerini kazandırmak için içsel konuşma kullanımı gerekir.Erken çocukluk döneminin sosyal ve duygusal becerisi olan öz farkındalık, çocukların görünüşlerini, becerilerini, beğendikleri ve hoşlandıkları şeyleri tanımlamayı içerir.

Diğer önemli bir beceri olan öz-düzenleme becerisi ise çocukların dürtülerini önleme ve dikkat ile birlikte öz denetim becerilerini içerir.

Sosyal ve duygusal anlayış, başkalarının duygularını anlamaya çalışmayı, kendi ve diğerlerinin arasındaki duygu benzerlikleri ve farklılıkları tanımayı içerir.

Empati, “bireyin, bir diğer kişinin duygusal durumunu veya koşullarını anlaması veya kavraması sonucu diğer kişinin hissettiği ya da söz konusu durumda hissetmesi beklenen duygulara benzeyen duygusal tepkisi olarak tanımlanır(Eisenberg, Spinrad ve Sadovsky, 2006). Empati iki bileşenden oluşurmaktadır.

1-Duygusal (yani duyguları deneyimleyen),

2-Bilişsel (yani duyguları anlama) empatidir

Öz düzenleme becerisi okul öncesi yıllarında geliştirilen bir beceridir. Öz düzenlemenin bir yönü davranış düzenlemedir. Çocuklarda davranış düzenleme iki ana bileşenden oluşur: yürütücü işlev(dikkati odaklama, çalışma belleği ve önleyici kontrol) ve yürütücü kontrol (mizaç, duygusal düzenleme)

Gelişimsel olarak uygun bir sınıf;

1-Çocukların “sosyal, duygusal ve bilişsel gelişimlerinin birbiriyle bağlı olduğu anlayışıyla öz düzenlemeyi desteklemek için tasarlanmıştır(Nissen ve Hawkins, 2010).

2-Çocuk merkezli ve oyun temellidir.

3-Gelişimsel olarak uygun kurallar ve rutinler ile yapılandırılmıştır.

4-Öğretmenler ve akranlarla olumlu ilişkiler tarafından desteklenmiştir(Hemmeter, Ostrosky ve Fox, 2006).

5-Çocuk merkezli sınıflar, çocuklara bireysel ilgi alanlarına, farklılıklarına ve ihtiyaçlarına göre planlanmış çeşitli öğrenme deneyimleri sunar.

6-Bu sınıflarda, çocuklara, çeşitli uygun materyaller ve öğrenme deneyimleri aracılığıyla öz düzenlemeye dayalı öğrenmeye katılmalarını sağlayan seçenekler sunulur(Nissen ve Hawkins, 2010).

7-Bu nedenle, çocuklar kendi ilgi alanlarına, öğrenme düzeylerine uygun ve ihtiyaçlarını karşılayan öğrenme deneyimlerini seçebildiklerinden, çocuk merkezli sınıf ortamları, öz düzenlemeyi geliştirir.

8-Çocuk merkezli sınıf ortamı, çocukların bireysel ihtiyaçlarını karşılayan alanlar ve öğrenme etkinlikleri sunmaktadır. Bir çocuğun daha yüksek düzeyde dikkat gerektiren bir öğrenme etkinliğinde sıkıldığında ya da dikkati dağıldığında kendini bu durumdan çıkarmak için daha az dikkat gerektiren bir öğrenme faaliyeti seçmeyi öğrenir (örneğin; duygusal uyarılmalarını düzenlemek için sessiz alana yönelmesi gibi) (Nissen ve Hawkins, 2010).

9-Gelişimsel olarak uygun anaokulu sınıflarında, çocukların öz düzenlemelerini geliştiren oyun temelli öğrenme etkinlikleri yer alır. Çocuklar oyun yoluyla, akranlarıyla ilişki kurmak ve çatışmaları yapıcı yollarla çözmek için dikkatlerini ve duygularını izlemeyi öğrenirler(Shonkoff ve Phillips, 2000).

10- Bu sınıflarda taklit oyunlarına yer verilir. Taklit oyunlarında, çocuklar belirli bir durumu canlandırmak için roller alırlar ve durumu canlandırırlar. Bu tür oyunlarda, “kurallar”(yani sahne, roller), çocukların öz-düzenlemenin bileşenlerini kullanmalarını sağlar(Willis ve Dinehart, 2014). Örneğin, çocuklar belirli bir durumu ve rolleri (çalışan bellek) hatırlamalıdırlar, potansiyel dürtüsel davranışları engellerken(önleyici kontrol) canlandırılan durumun olay sıralamasını ve durumu canlandıran arkadaşlarının davranışlarını (esnek dikkat) sürekli olarak izlemelidirler (Willis ve Dinehart, 2014).

11- Bu sınıflarda uyulması gereken kurallar ve rutinler vardır. Sınıf içerisinde yer alan kurallara ve rutinlere uymak da öz düzenlemeyi geliştirir. Her bir etkinlik içerisinde kuralların olması ve bu kurallara uymaları özellikle önleyici kontrolün gelişimini sağlar.

Okul öncesi çocukları soyut kelimeleri anlayacak bilişsel olgunluğa erişmedikleri için günlük plan akışlarında saygı eğitimi, somutlaştırılarak, yaparak yaşayarak gerçekleştirilmelidir. Bunu için drama etkinliklerinden yararlanabilinir. Ayrıca, okul öncesi öğretmenleri çocuklar için önemli bir rol modeldir. Saygı eğitimi için öncelikle okul öncesi öğretmenlerinin çocuklara olumlu model olması gerekir.

Saygı eğitiminin bir bileşeni olan ahlak eğitiminde, öğretmenler neler yapabilir?

1- Öğretmenler, ahlak eğitimi ile çocuklarda iyi, doğru karar verme becerilerini geliştirebilirler

2-Saygı eğitimi kapsamında kitaplar, tartışma ve rol oynama teknikleri kullanılabilir.

3-Kitaplar çocuklara okunurken, kitaptaki karakterlerin duygularını, karakterlerin aldığı kararları tanımlamaları ve kararların doğru ya da yanlış olup olmadığı konusunda tartışmaları için çocuklar teşvik edilebilir.

4-Hikayelerde yer alan senaryoları veya gerçek sınıfta yaşanan durumları, çocukların canlandırması teşvik edilerek çocukların kendi fikirlerinin ortaya çıkarılması ve iyi, doğru karar vermeye yönelik farkındalıklarını geliştirilmesi sağlanabilir. Bu aktiviteler, çocukları kendi davranışları ve başkalarının davranışları hakkında eleştirel düşünmeye teşvik edebilir.

Sınıfta bir saygı kültürü oluşturulduğunda, empati için uygun bir ortam sağlanır ve çocuğun benlik algısı olumlu yönde etkilenir.

Bir sınıfta saygı kültürünün olmasının ek faydaları da bulunur. Bunlar;

1-Çeşitliliğin takdir edilmesini,

2-Farklılıklara saygı duyulmasını,

3-Bilinmeyene duyulan korkunun azalmasını,

4-Çocukların birbirlerini tanımasını, paylaşma isteklerinin artmasını, paylaşılmasa bile birbirlerinin fikirlerinin ve değerlerinin daha fazla kabul görmesini ve birlik duygusunun gelişimini sağlar

Çocuklar arkadaşı ile etkileşim halinde iken iki farklı karara ulaşırlar. Bu kararlar;

(a) paylaşılıp paylaşılmayacağı ,

(b) ne kadar paylaşılacağıdır

3- 6 yaş ben merkezci düşüncenin baskın olduğu bir dönemdir. Çocuklar ellerindeki bir nesneyi (örneğin; oyuncağı) paylaşmak istemezler

Üç yaşındaki bir çocuk, ilgisini çeken bir şeylerle oynayan bir akran arayışında olabilir. Çocuklar yemek saatinde bir arada otururken yanında olan ya da benzer kıyafetler giyen bir sınıf arkadaşı olduğunda onunla iletişime geçerler. Dört ya da beş yaş çocukları, ortak ilgi alanlarına sahip akranları seçerler ve bir etkinlikte birlikte oldukları akranlarıyla zaman geçirme eğilimindedirler. Daha büyük okul öncesi çocukları ise başkaları hakkında merak ederler ve iletişim ve etkileşim kurma çabası içindedirler. Bu aşamada, çocuklar karmaşık akran oyunlarına daha sık ve daha uzun süre katılırlar

6 aylık bebekler diğer bebeklere gülümseyerek, dokunarak ve babıldayarak iletişim kurabilirler. İki yaşındaki çocuk hem olumlu hem de saldırgan davranışlarını akranlarına sergileyebilir. Yaşamın ilk iki ve üç yılında yaşanılan arkadaşlık deneyimleri okul öncesi kurumundaki sınıf arkadaşları ve daha sonraki okul yıllarındaki arkadaşları tarafından çocuğun akran kabulüne etkisi bulunur

Akran reddi yaşayan çocuklar,

  1. Yaşamın ilerleyen dönemlerinde sosyal ve akademik yaşamalarında problemler yaşamaları için potansiyel olarak risk altındadırlar.
  2. Okulu bırakma olasılıkları yüksektir. Akran reddi yaşayan çocuklarda okuldan kaçma, daha zayıf akademik performans, okula uyum problemleri ve sınıf tekrarı görülebilir.
  3. İleriki yaşamını düzenlemede uyum kuramama zorluğu yaşarlar

Olumlu akran etkileşimlerinin geliştirilmesi

Öğretmenler sınıf içerisinde çocukların akran etkileşimlerini artırabilirler. Akran etkileşimini artırmanın çeşitli yöntemleri vardır. Bunlar;

Sınıf içi ortamın düzenlenmesi

  • Öğrenme merkezleri arasında net sınırlar belirleme,
  • Çocuklara sosyal etkileşim sağlamaya uygun yeterli öğrenme merkezleri hazırlama,
  • Motive edici, yeni ve kültürel açıdan duyarlı materyaller sunma,
  • Çocukların ihtiyaçları, ilgi alanları ve yaşamları ile ilgili materyalleri seçme,
  • Sosyal etkileşimi teşvik eden materyalleri kullanma ve etkinlikler planlama,
  • Çocuklara materyalleri birlikte kullanma konusunda fikir verme veya bir aktiviteye birlikte katılmaları için önerilerde bulunma (“Biriniz aşçı olabilir ve diğeri sunucu olabilir” gibi…).
  • Sınıfta sosyal etkileşimi destekleyen görsel ipuçları kullanma.

Sosyal ortamlar (gruplar)hazırlama

  • Çocukları gruplarken çocukların özelliklerini göz önünde bulundurma,
  • Sosyal etkileşimi en üst düzeye çıkarmak için her grupta veya merkezde çocuk sayısını göz önünde bulundurma,
  • Sosyal olarak yetkin çocukları utangaç veya daha az sosyal beceri sahibi çocuklarla eşleştirme,
  • Sınırlı sosyal becerilere sahip çocuklara başkalarıyla etkileşim kurmaları için fırsatlar verme,

Öğretim stratejileri

  • Büyük grup, küçük grup ve birebir öğretim tekniklerini sosyal beceri öğretimine uygun şekilde uygulama,
  • Gözlem yapma, soru sorma ve rol oynama gibi teknikler kullanma,
  • Çocuklara sağlıklı sosyal etkileşimlerde bulunma konusunda olumlu geri bildirim verme,
  • Çocuğun ailesiyle sosyal etkileşimi destekleme konusunda bilgi paylaşma

 

İnsanlarla ilişki kurmanın psiko-sosyal boyutu olan tolerans/hoşgörüaffetme, kusura bakmama, farklılıkları anlayışla karşılama” gibi anlamları içerir

Okul öncesi dönemde hoşgörü eğitimini kapsamında desteklenecek beceriler bulunmaktadır. Bunlar;

a)Farklılıklara karşı toleranslı olma

Çocukların yaşlara göre farklılıkları keşfetme aşamaları aşağıda özetlendiği gibidir: Çocuklar;

  • Bir yaşında farklılıkları fark etmeye başlarlar,
  • İki yaşında farklılıklar hakkında konuşmaya ve farklılıklarla ilgili sorular sormaya başlarlar,
  • Üç yaşına geldiklerinde, ön-ön yargılar oluşturmaya ve eğer insanların bazı özelliklerinden rahatsızlık duyuyorlarsa bunu belli etmeye başlarlar,
  • Dört yaşında insanların farklılıkları hakkında daha detaylı düşünmeye çaba gösterirler,
  • Beş yaşında zihinlerinde oldukça fazla soru vardır. Kendilerine ait özelliklerin farkındadırlar ve hangi özelliklerinin kalıcı, hangilerinin geçici olduğunu merak ederler ve bunu araştırmaya başlarlar,
  • Altı yaşına geldiklerinde farklılıkların sebeplerini daha iyi anlarlar ve bu durumun değişmez olduğunu kabullenirler,

 

Yedi ve sekiz yaşlarında kendi kültürlerinin tamamen farkına varmaya başlarlar. Kendilerine ve kültürlerine yönelik öz saygı geliştirirler

b)Doğaya ve canlılara toleranslı olma Çocuklar beş yaşlarından itibaren günlük hayatta karşılaşılan canlılar hakkında bazı fikirlere sahiptirler ve onları yapay ya da cansız olan nesnelerden ayırt edebilir.

c)Gecikmelere karşı Toleranslı olma: Hanley vd.(2007) araştırmalarında, gecikmelere karşı toleranslı olma becerisi öğretilmeden önce, okul öncesi sınıftaki çocukları, talimat verildiği zaman problemli davranışlarda bulundukları ve nadiren beklediklerini gözlemlemişlerdir. Ancak, gecikmeleri tolere etmeyi öğrettikten sonra, tüm çocuklar daha yüksek seviyede uygun bekleme ve daha düşük düzeyde problem davranışlar göstermişlerdir. Bu veriler, gecikmelere karşı toleranslı olmanın uygun bir davranış değiştirme yöntemi olarak işlev gördüğünü göstermektedir. Son olarak, araştırmalar çocukların bekleyebilmelerinin(yani gecikme toleransını gösterme) akademik, sosyal ve baş etme becerileri ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Çocuklara, gecikmeleri tolere etmeyi öğretmenin, daha sonraki yaşamlarında akademik, sosyal ve duygusal becerilerinde daha iyi olmalarını sağlayabilir.

Yapılan araştırmalarda, gecikmelere karşı toleransı arttırmak için birkaç prosedür değerlendirilmiştir. Gecikmelere karşı toleransı arttırmak için kullanılan bir yöntem de gecikmenin zayıflamasıdır(yani,bireyin beklemesi gereken süre aşamalı olarak arttırır. Örneğin, Schweitzer ve Sulzer-Azaroff (1988), müdahalenin yokluğunda çocukların gecikme toleransını değerlendirmiş ve çocukların süresi artırılmış gecikmeleri tolere etmediklerini tespit etmişlerdir(yani, çocuklar sürekli olarak daha uzun gecikmeli bir bekleme durumundan ziyade çok kısa süreli beklemeleri seçmiştir). Schweitzer ve Sulzer-Azaroff(1988) çalışmalarında, çocuklara gecikme süresi kademeli olarak artırılarak gecikmenin zayıflaması(solması) sağlanmıştır. Yani, çocuğun bekleme süresi 5-s' lik artışlarla arttırılmıştır. Geciken zayıflığa takiben, beş çocuktan dördü, tahammül ettikleri gecikmelerden en az 35 saniye daha uzun gecikmeleri tolere etmişlerdir. Gecikme toleransı üzerine yapılan araştırma, çocuklara gecikmeleri tolere etmeyi öğretebildiğini göstermektedir.

d)Hayal kırıklığına karşı toleranslı olma

Hayal kırıklığı toleransı, bir bireyin rahatsızlık veya öfke duygularına neden olan duruma dayanma kapasitesi olarak tanımlanır. Çocuklarda hayal kırıklığına karşı toleranslı olmayı geliştirmek için, öz düzenleme, duyguları tanımlama ve iletişim becerileri gibi sosyal yeterliliklerin geliştirilmesi gerekir.Bununla birlikte öfke kontrolü, duygularını düzenleme becerileri de desteklenmelidir.

Teselli Etme/Başkalarının Sıkıntılı Durumlarında Rahatlatma

Arkadaşını rahatlatma ya da teselli etme çocukların sosyal yetkinliğine ve prososyal becerilerinin gelişimine bağlı olmaktadır. 1,5 ve iki yaş çocukları birbirlerinin olumsuz duygularına dikkatini verirler. İki yaşın sonlarına doğru, bazen bir arkadaşının sıkıntısını onu rahatlatacak vücut hareketleri kullanarak veya akranı için yardım arayarak tepki verirler(Lamb, 1993). Çocuklar zor durumdaki bir kişiyi fark edebilirler, arkadaşının üzüntülü olması dikkatlerini çeker. Çocuklar arkadaşlarının üzüntüsüne tepki gösterirler ve arkadaşının sıkıntısı ile ilgili kendileri ya da bir yetişkinin yardım etmesi için bir şeyler yapmaya çalışırlar.

-Yaşamın ilk yılında sıkıntılı durum ve sıkıntıda olan kişi fark edilmeye başlanır.

-Yaşamın ikinci yılında çocuklar sıkıntı içinde olan başkalarını rahatlatmak için beceri geliştirirler(Zahn-Waxler vd. 1992).

-İki yaş civarında başkalarının sıkıntılarını rahatlatma amaçlı davranışlarında artış görülür.

-18 aylık ve daha büyük çocuklar ev ortamında yaşanılan tehlikeli  olaylar karşında kişilere yardım etme, paylaşma ve rahatlatma gibi olumlu davranışlarla tepki verebilirler.

-İkinci yılın sonunda çocuklar, sıkıntıda olan kişilere çeşitli farklı müdahaleler uygulayarak rahatlatma davranışları gösterebilirler. Vokal ifadelerle ya da mimik ve jestlerle rahatlatma davranışları iki yaşında artar

Caplan ve Hay(1989) çalışmalarında, çocuklar, bir akranın sıkıntısını uzun bir süre devam ettiğini gördüklerinde ve arkadaşı nadiren sıkıntılı olduğu zaman müdahale ettikleri gözlemlenmiştir. Çocuklar arkadaşını üzgün ve stresli gördüklerinde nasıl tepki vereceklerini bilmelerine rağmen, nasıl davranacaklarını bilemezler. Çocuklar sıkıntıya nasıl tepki vereceğini bilirler fakat sorumlu bir bakıcı bulunduğunda tepki vermezler. Çocuklar daha fazla dikkat çeken olaylarda, tehlike sinyalinin yoğun olduğu durumlarda kişilerin sıkıntılarına tepki gösterirler. Yaşça daha büyük çocuklarda sıkıntılı olan kişiyi rahatlatma davranışları yakın arkadaşlık ilişkisi kurduğu akranlarına karşı gösterilmektedir. Araştırmacılar, bu bulguların, daha büyük çocukların kendilerini bakım veren bir rolde görmelerinden kaynaklandığını belirtmişlerdir. Olayların içeriği ve olaylarda diğer kişilerin(öğretmen ya da yetişkin) varlığı çocukların tepkilerini etkiler. Sıkıntıya tepki gösterme ve rahatlatma davranışlarında bulunma cinsiyete göre değişmektedir. Okul öncesi kız çocukları akranlarının sıkıntılarına daha fazla tepki gösterirler. Bu durum, kızların empati becerilerinin daha gelişmiş olmasından kaynaklanabilir. Kız çocukları erkeklere kıyasla daha fazla empatik tepki gösterme eğilimdedirler. Kız çocukları empatik bir sıkıntı duyduklarında diğerlerinin sıkıntılarına dâhil olma ihtimalleri erkeklerden daha fazladır.

Psikolojik Dayanıklılık

Dayanıklılık, başarısızlıkla ya da olumsuz olaylarla karşı karşıya kalındığında üstesinden gelebilme, eski haline dönebilme ve olumlu bir şekilde gelişme yeteneği olarak tanımlanır(Dillen, 2012). Erken çocukluk dönemi psikolojik dayanıklılık ile ilgili koruyucu faktörler bulunmaktadır. Koruyucu etmenler negatif veya istenmeyen sonuçlar ortaya çıkması ihtimalini azaltarak dayanıklılığı güçlendiren koşul veya davranışlar olarak tanımlanmakta ve kaynakları, becerileri ve ebeveynlerin becerilerini kapsamaktadır. Koruyucu etmenlerin varlığı, riskin olmaması veya düşük seviyede olması şeklinde değil, risk etmenlerinden ayrı ve farklı olarak görülmesi şeklinde ifade edilir. Yapılan çalışmalar, koruyucu etmenlerin stresi etkilediği ve psikolojik dayanıklılığa katkıda bulunduğu konusunda uzlaşma olduğunu göstermektedir. Psikolojik dayanıklılık kuramı birey, aile, okul ve toplum içindeki koruyucu etmenleri tanımlamaya dayanmaktadır. Çocuğun bireysel özellikleri, yani, zekası, akademik başarısı, pozitif mizaca sahip olması içsel koruyucu etmenlerdir(Aktan ve Önder, 2018).Psikolojik dayanıklılık üzerine yapılan çalışmalar erken çocukluk yıllarında çocukların kaliteli bakım alması, öğrenme fırsatlarına sahip olması, yeterli beslenmesi ve ailelere toplum desteğinin sağlanması, çocukların, bilişsel, sosyal ve öz-düzenleme becerilerinin olumlu yönde gelişmesi açısından önemli olduğunu göstermektedir.

Çocuklarda koruyucu faktörler olarak ele alınan çocuğun özelliklerinden; sosyal yeterliliği, öz düzenleme becerisi, sosyal problem çözme becerileri, doyumu erteleme becerisi, baş etme becerisi ve çevre faktörlerinden; aile ilişkileri, akranlarıyla olan ilişkileri geliştirilmelidir. Bunların dışında çocuklarda dayanıklılığı geliştirmek için ailelerin ve ebeveynlerin yapmaları gerekenler şöyledir;

  • Çocukların empati becerisini geliştirmek.
  • Yetişkin desteğinin sağlanması,
  • Çocuğu dinlemek,
  • Çocukla gelecek zamana dair planlar yapmak,
  • Çocuğu tüm yönleriyle kabul etmek,
  • Çocuğun güçlü yönlerini veya “yetkinlik alanlarını” tanımlamak ,
  • Çocukta sorumluluk geliştirmek,
  • Anlamlı bir katılım sağlamak(etkinliklere, gruplara, kural oluşturmaya çocukları dahil etmek)
  • Problem çözme becerilerini geliştirmek

 

Çocukları geleceğe hazırlamak için gerekli olan altı beceri vardır:

(a) iletişim,

(b) işbirliği,

(c) esneklik/dayanıklılık,

(d) uyum sağlama ,

(e) sosyal,

(f) kültürler arası becerilerdir.

Sosyal problem çözme “çocuğun günlük yaşamda karşılaşılan problemleri tanımlaması ya da etkili çözüm yollarını bulması veya uyum sağlamasında, kendi kendini yöneten bilişsel ve davranışsal süreçler” olarak tanımlanır. Başarılı bir sosyal problem çözme süreci şu adımların takip edilmesini gerektirir:

1-Sosyal problemi fark etme ve tanımlama,

2-Sosyal probleme çözüm bulma,

3-Sosyal problemleri çözmek için alternatif çözümler üretme,

4-Çözümlerin sonuçlarını değerlendirme,

5-En iyi çözümü seçme,

6-Seçilen çözümün uygulanabilirliğini düşünme,

7-Çözümün işe yarayıp yaramadığını değerlendirmedir

Sosyal problem çözme yapısı, üç ana bilişsel beceriyi içerir: alternatif çözümlerin kavramsallaştırılması, sonuçsal düşünme ve araç-sonuç düşünmedir. 

Alternatif çözüm düşünme, kişiler arası çatışmayı çözmek için çeşitli çözümler belirleme veya belirtilen bir soruna bağlantısız, alternatif çözümler adlandırma yeteneğidir(Shure, 1993).

Sonuçsal düşünme, belirli durumlarda olabilecek farklı şeyleri düşünme veya verilen bir çözümün olası sonuçlarını belirlemedir.

Spivak, Piatt ve Shure (1976), dört ve beş yaşındaki çocukların sorunlara alternatif çözümleri kavramsallaştırma kabiliyeti (yani, başka bir çocuğun sahip olduğu bir oyuncağı istemek gibi) de dahil olmak üzere, dört farklı türde kişiler arası düşünme becerisine sahip olduklarını belirtir. Bunlar, çözümlerin sonuçlarını anlama(oyuncağı alma cezası), davranışın nedenini açıklama ve kişiler arası problemleri tanıma becerisidir. Çocukların sosyal problem çözme becerilerinin ögeleri olan, sosyal beceri, öfke yönetimi, duyguları düzenleme ve arkadaşlık becerileri çevresel faktörler tarafından etkilenir.

Davranış problemleri, antisosyal davranışlar, sosyal problemleri çözememe gibi kişiler arası ilişkiyi zorlaştıran özellikler kalıcı hale gelmeden önce, erken çocukluk dönemi ve ilköğretimin ilk yılında tespit edilmesi ve önlenmesi çok önemlidir. Erken çocukluk döneminde davranış problemleri, antisosyal davranış ve etkisiz sosyal problem çözme yöntemlerine müdahale edilmediğinde bu davranışlar sekiz yaşına kadar kalıcı hale gelmekte, daha sonraki periyotlarda artarak öğrenme güçlüğü, yalnızlık, düşük benlik saygısı, öz-güven yetersizliği, akademik problemler, okulu terk etme, madde bağımlılığı, suç işleme, zorbalık, zorbalığa maruz kalma, yüksek kaygı ve endişe, panik bozukluk, depresyon, stres bozuklukları, şizofreni gibi özelliklere neden olmaktadır.

Çocuklar arasındaki çatışmanın özellikleri şöyledir;

1) Çatışmada bir problem bulunur,

2) Çocuklar arasında birbirlerine karşı çıkma, muhalefet vardır,

3) Çocuklar çözüm stratejisi uygularlar ve

4) Çatışma sonuca bağlanır

Çatışmada oluşan muhalefet, sözel ve sözsüz direnişi ortaya çıkarır. Direnç göstermek oyuncağı çekme, oyuncağa asılma veya oyuncağı farklı bir yere taşıma şeklinde olabilir. Küçük çocuklar tarafından kullanılan muhalefet-karşı koyma stratejileri arasında akranları bilgilendirmek, yönlendirmek, hareket etmek, bir yetişkini bilgilendirmek bulunur bununla birlikte basit bir “hayır” yanıtı ve itiraz etme gibi sözel protestoları da kullanırlar

Çatışma Çözme Stratejileri

Küçük çocukların çatışmayı çözme stratejileri farklılık gösterir. Çözülmeyen çatışmalarda, çocuklar sorunu çözmeyi bırakırlar ya da oyun alanını terk ederler böylece oyundan ayrılırlar. Bir çocuk diğer çocukla uzlaşma yoluna gidebilir, hakimiyet kurabilir, kendiliğinden geri çekilebilir ya da diğer çocukların isteği üzerine istemeden geri çekilebilir; uzlaşma için pazarlığa girebilir, alternatif bir aktivite bulabilir veya çatışmayı bir oyuna dönüştürebilir ve bir yetişkinin müdahalesine uyma yoluyla bir çözüm yolu uygulayabilir.

Hartup, vd. (1988) okul öncesi çocuklarını gözlemlemişler ve çatışma çözme stratejilerini özetlemişlerdir. Bunlar;kararlı durma, müzakere etme, ayrılma ve üçüncü bir tarafın müdahalesidir. Çatışmaların çözümü için spesifik stratejileri uygulamayan ancak kararlı durma stratejisini kullanan, direnen çocuklar, müzakere etmezler ve geri çekilme karşılıklı olup çoğu çocuk tarafından kullanılır. Çocukların çoğunluğu ağırlıklı olarak hakkını arama konusunda müzakereyi ve geri çekilmeyi seçerler

Çocuklarda Çatışma Çözme Becerisinin Desteklenmesi                         

Bunun için ebeveynlerin ve öğretmenlerin yapıcı çatışma çözme stratejileri ile bilgi sahibi olmaları gerekmektedir. Ayrıca, çizgi film, dizi, film gibi televizyon programlarında problem çözmede yol gösterecek diyaloglara yer verilmedir. Öğretmenler ve ebeveynler, kendi ilişkilerinde, iletişimlerinde, bu teknikleri kullanarak onlara model olmalıdırlar. Okul öncesi kişiler arası problem çözme eğitimi, çocuklarda empati ve bakış açısını kazandırmaktadır. Öğretmenler, okul öncesi kişiler arası problem çözme becerileri eğitimine mümkün olduğunca erken başlamalılar, çocukların empati kurabilmelerini, bakış açısı alabilmelerini ve problem çözebilmelerini destekleyecek hikaye oluşturma, drama, vb. etkinliklere yer vermelidirler. Günlük yaşamda çocuklar  için problem durumları yaratılmalı ve onlara çözüm sürecinde sadece yol göstermelidirler. Öğretmenler çocuk adına düşünmemeli onun adına karar vermemelidirler. Onların sorduğu sorulara direkt cevap vermek yerine, çocuğun düşünmesini sağlamalıdırlar(Bal ve Temel, 2014). Okul öncesi dönemde çatışma çözme ve ara buluculuk eğitiminin verilmesi ile çocuklarda yapıcı problem çözme becerilerinin gelişmesine katkı sağlanmaktadır. Ayrıca bu eğitimlerin kişiler arasında yaşanan problemlere farklı seçenekler üretebilme becerisinin kazanılmasına yardımcı olabilmektedir. Çocuklara öğretilen kazan kazan yöntemi ile sınıflarda daha barışçı ortamların oluşturulması sayesinde öğretmenlerin eğitim etkinliklerine daha çok zaman ayırma fırsatı elde edebilmektedirler.

Öğretmenler, çocukların öfkelerini ve dürtülerini kontrol etmelerinde, çocukların duygularını tanıma ve hayal kırıklığıyla uygun şekilde baş etmelerinde önemli bir rol oynarlar. Bazı öğretim stratejileri şunlardır;

1-Sakin kalarak model olmak,

2- Bilişsel davranışçı müdahaleleri uygulamak,

3-Hayal kırıklığı yaşatan olaylar yaşanmadan önce çocukları hayal kırıklığı yaratan durumlara hazırlamak,

4-Sakin kaldıkları zaman duyguları tanımayı ve güçlendirmeyi; ebeveyn katılımını da içerir

Öfke yönetiminde kullanılan “Kaplumbağa tekniği” yetişkinlerin öfkesini yönetme becerilerini öğretmek için geliştirilmiştir daha sonra okul dönemi çocukları için uyarlanmıştır. O zamandan beri kaplumbağa tekniği okul öncesi çocukları için sosyal beceri programlarına uyarlanmış ve entegre edilmiştir.

Kaplumbağa tekniğinin temel adımları şunlardır:

  • “Kızgın olduğumuzu fark etmek ve düşünmek için “durma”,
  • “Kabuğa” girip üç kere derin nefes alma ve sakince düşünme, düşüncelerle baş etme,” “bir kazaydı, sakinleşebilir ve iyi çözümler düşünebilirim, ben iyi bir problem çözücüyüm. ”diye düşünme,
  • Sakin olunca kabuktan çıkma ve problemin bazı çözümlerini düşünme.

Kaplumbağa tekniğinin küçük çocuklara öğretilmesi, büyük ve küçük grup zamanlarında gerçekleşebilir. Bir kaplumbağa kuklası çocukları sürece dahil etmek için yardımcı olabilir. Öğretmen, kaplumbağayı sınıfa tanıtarak başlayabilir. Çocuklara kaplumbağaya merhaba dedikten veya yumuşak bir evcil hayvan verdikten sonra kaplumbağaları çocukların sakinleşmelerine yardımcı olmak için bir araç olarak kullanabilir.

Çocukların sakin kalma davranışlarını ödüllendirme

Çocukların hayal kırıklığı ve öfke yönetimini güçlendirmeye yardımcı olabilecek ödüllendirme sisteminin dört (3 Adet Saymış daha öncede bu şekilde bir yanlışlık vardı) temel özelliği vardır;

-Birincisi, kişinin duygularını ve sonraki davranışlarını kontrol etmenin çok zor olduğu bilinmelidir. Bu nedenle, ödülün sık ve güçlü olması gerekir. Sıklık, davranışların ortaya çıkmasına bağlı olduğundan, öğretmenlerin mümkün olduğu kadar çok sayıda çocuğun sakin kalma davranışlarını ödüllendirmesi gerekir.

- Öğretmenler ayrıca, en çok ödüllendirmeye ihtiyaç duyan çocuklara karşı daha dikkatli olmalıdırlar.

-İkincisi, sınıf içerisinde kendiliğinden meydana gelen fırsatları görmek ve ödüllendirmek için değerlendirmektir. Örn; öğretmen “vay canına Ömer, saatin bozulduğunda gerçekten sakin kaldın seninle gurur duyuyorum." diyebilir.

Üçüncüsü, çocukların kendilerini ödüllendirmeleri için çocuklara fırsatlar sağlamaktır. Örn;çocuklara birçok en sevdikleri materyaller ya da oyuncaklar arasından seçim yapma fırsatı verilebilir  öfke ve hayal kırıklığını yönetebildiklerinde istedikleri şeyi elde edebileceklerini bilmeleri sağlanabilir. Ödüllerin değişik ve eğlenceli olması gerekir

Uygun olmayan dokunma ve davranışlardan kendini koruma

Çocukluk cinsel istismarı (ÇCİ), çocuğun kendisinden en az beş yaş büyük bir kişi tarafından kendi cinsel tatminini veya maddi faydayı sağlaması için çocuğa cinsel amaçlı temaslarda bulunarak, taciz, tecavüz, fuhuş, pornografi, ensest veya diğer cinsel sömürü faaliyetlerine maruz bırakarak, çocuğun cinsel faaliyete katılımını ifade eden bir “kötü davranım” şeklidir. Yetişkinler ya da kendisinden 5 yaş büyük gençler tarafından yapılan cinsel istismar çocukların saflığını, güvenini ve çocukların büyüklerine karşı boyun eğmesini-itaatini kötü bir şekilde kullanılmasını yani sömürülmesini içerir. Sömürmek, bu tür cinsel davranışları henüz duygusal ve zihinsel olarak anlamayan, diğer gelişimsel alanlarda gelişimini tamamlamış çocuk ve istismarcı arasında iktidar eşitsizlik anlamına gelir.

Çocuklar” Bakıcın ne derse onu dinle, uslu çocuk ol” dendiğinde çocuklar bir yetişkine “hayır” diyebilme haklarının olmadığına inanabilirler. Çocuklara” hayır” diyebilme hakkının olduğunu öğretmek, kendi beden güvenliklerinin her zaman daha öncelikli olmasını gerektiğini öğretmede önemlidir. Çocuklara yönelik fiziksel sevgi davranışlarında kararın çocuklar tarafından verilmesine olanak tanınmalıdır.

Uygun dokunma: Çocuğun birincil bakım veren kişinin (anne ya da anne yerine geçen kişi) babanın, doktor, hemşirenin, öğretmenin bakım, çocuğun ihtiyaçlarını karşılama ya da ihtiyacı olduğunda yardım etme amaçlı yapılan dokunma şeklidir. Örn;çocuk düştüğünde öğretmenin çocuğa dokunması, onu teselli etmesi için sarılması, annenin çocuğunu banyoda vücudunu sabunlarken ya da durularken vücuduna dokunması gibi…

Uygun olmayan dokunma: Mayo ya da iç çamaşırı ile örtülen özel bölgeye ve vücudun diğer bölgelerine(boyun gibi..) anne baba ya da doktor, hemşire( anne ve baba yanında olması koşuluyla) dışındaki diğer kişilerin hoşlanılmayan ve rahatsızlık veren dokunma şeklidir (örneğin; yabancı birinin ya da tanıdık kişilerin(komşunun ya da bir akrabanın) çocuğun özel bölgesine dokunması gibi…)

Evde ve okulda kazalardan kendini koruma

Evde ve okulda gerçekleşen kazalar, çocuğun fiziksel, psikolojik ve sosyal açıdan olumsuz etkileyen çocuğun hastalanmasına, sakatlanmasına hatta ölümüne neden olan olaylardır(Dirican ve Bilgel, 1993). 1-4 yaş arası çocuk ölüm nedenleri arasında kazalar dördüncü sırada yer almaktadır. Bebekler ve okul öncesi dönemdeki çocuklar ev kazaları yönünden riskli grubu oluşturmaktadır. Bu yaş grubundaki çocuklarda görme alanının yeterince gelişmemiş olması, öğrenme ve araştırma merakı, seslerin yerlerini belirlemede yetersizlik ve 36 ay altında özdenetim yeteneğinin kısıtlılığı çocuğa ait önemli riskleri oluşturur. Beş yaş altı çocuklarda görülen ev kazaları içinde düşmeler, yanma-haşlanmalar ve zehirlenmeler ilk sıraları paylaşmaktadır. Çocukların evdeki tehlikelere maruziyetinin azaltılabildiği durumlarda, tıbbi girişim gerektiren ev kazalarına bağlı yaralanmaların yüzde 70 oranında azaldığı gösterilmiştir.

Öncelikle aileler ev ortamını güvenli hale getirmelidirler. Bunu yaparken çocuklara açıklama yapmak gerekir. Ev ortamında alınabilecek önlemler şunlardır;

  • Kibritler ve çakmaklar çocukların ulaşamayacağı bir yerde olmalıdır
  • Yıpranmış kablolar açıkta olmamalı ve prizler güvenli hale getirilmelidir
  • (Eğer şömine var ise) Şöminenin önünde koruma paravanı olmalıdır
  • Yanıcı materyaller (kağıt, kumaş, çöp vb.) şofben, şömine, kuzine/odun sobası gibi ısı kaynaklarına yakın olmamalıdır
  • Elektrik kabloları halı ve eşyaların altından geçmemelidir
  • Ebeveynler çocukları ile birlikte yangın kaçış planları yapmalıdır(yangın alarmı sesi dinleterek farkındalık kazandırılabilir)
  • Evde silah varsa mutlaka kilitli bir dolaba boş ve emniyete alınmış şekilde saklanmalıdır. Mühimmatlar ise farklı bir dolapta kilit altında olmalıdır. Çocuklara silah güvenliği öğretilmelidir

9.ÜNİTE

Orta Çocukluk Dönemi

Piaget'e göre, sekiz ile on bir yaş arası çocuklar somut işlemler dönemindedir(altı yaşından on ikiye kadar değişmektedir). Bu dönemde çocuklar hem fiziksel olarak hem de ruhsal olarak çok hızlı şekilde değişim göstererek büyürler. Çocuklar sayısal imgeleri, genel kuralları anlamaya başlarlar. Olayları, kavramları somut düşünmeyle kavrarlar. Bu dönemde egosantrizm azalır. Bu çocukların başkalarının da farklı düşünebileceğini anlayabildikleri, ne düşündüklerini düşünmeye başladıkları anlamına gelir. Bu dönemde çocukların zihinsel ve iletişim becerileri, göremedikleri şeyler üzerinde tartışabilmeleri için gelişmeye başlar. Aynı zamanda çocukların kuralların anlamını öğrenmeye başladığı ve davranışlarını da buna göre değiştirebilecekleri dönemdir. Çocuklar iyi ve kötü davranışlar arasındaki sonuçları anlarlar ve sonuçların davranışa uyması gerektiğine inanırlar(Cole ve Cole. 1993). Çocukların bu dönem gelişim özelliklerine dayanarak vatandaşlık, liderlik, benlik saygısı, iletişim becerileri, problem çözme becerileri, çatışma - çatışma çözme, karar verme becerileri, grup/ takım çalışması, gibi yaşam becerilerini kazandırmak için uygun bir zamandır.

 

Bu dönemde çocuklar sosyal kuralların çeşitli türlerini öğrenmelidir. En temel düzeyde ahlaki kuralları vardır. Ahlaki kurallar adalet temelindedir “eğer yanlış bir şey yaparsanız, cezalandırılmalısınız” gibi.. Bir sonraki seviye sosyal sözleşme aşamasıdır. Sosyal sözleşmeler, belirli bir grup tarafından kullanılan kurallardır. Bu, erkeklere karşı kızların uygun kıyafetler giymesini veya yemek masasında yüksek sesle konuşmamayı içerir. En üst düzey kurallar kişisel kurallardır. Bunlar kişilerin kendilerinin içlerinde oluşturduğu ve yerleştirdiği kılavuzlardır

Çocuklar oyun yolu ile kuralların, adaletin, takım çalışmasının ve rekabetin önemini öğrenirler. Oyunlar, çocuklara yeni bir anlayış geliştirmelerine ve benlik saygısının gelişimine fırsat verir. Çocukluk döneminde daha güçlü benlik saygısı, daha sonraki yıllarda memnuniyet ve mutluluk ile ilişkilendirilmiştir (Beane ve Lipka, 1987). Oyun oynarken ortaya çıkan bir başka özellik ise problem çözmedir.

Çocuklar üçüncü sınıftan beşinci sınıfa doğru deneyim kazanmak ve gelişmek için daha fazla fırsatla karşılaşırlar. Daha fazla deneyim problem çözme becerilerinin gelişmesine ve daha yüksek benlik saygısına neden olur. Yetişkinler, çocukların hayatta başarılı olmaları için ihtiyaç duydukları güveni kazanmalarına yardımcı olmak adına gerçek övgü ve yapıcı eleştiriler sunmalıdır.

Sosyal ve duygusal gelişim duyguları ifade etme, duyguları düzenleme ; aile, okul ve akran grubu içindeki sosyal ilişkileri yönetme becerilerinin kazanılmasını içerir. Okul öncesi yıllarda, ilkel beceriler kazanılırken, ergenlik döneminde gelişmiş beceriler artar.

İlköğretimde çocuklara kazandırılması gereken en temel beceri ise sosyal alanlarla ilgili olanlardır. Kişinin diğer insanlar ile olumlu ilişkiler kurmasında, ahlaki ve etik kurallara uymasında, sorumluluk alabilmesinde, çevresindekilerle paylaşım yapabilmesinde, haklarının farkında olmasında etkili olan şey sosyal becerilerdir. İlköğretimin belki de en önemli işlevi, öğrencilerde bu becerilerin geliştirilmesi ve farklı ortamlarda da uygulamaya dönüştürülmesidir. Sosyal açıdan gelişmiş bir birey, bulunduğu toplumun kurallarına ve beklentilerine göre hareket eder. Kendi ihtiyaçları ve istekleriyle toplumunkiler arasında denge kurabilir. Yine, birlikte yaşadığı insanlarla yardımlaşmayı, paylaşmayı, işbirliği yapmayı başarır ve duygularını yaşadığı kültüre uygun bir biçimde ifade edebilir. Freud bu durumu kişinin ilkel benliği ile vicdanı arasındaki dengeyi sağlamasıyla ifade etmiştir. Bunu başaran ise kişinin egosudur.

Türk araştırmacı Füsun Akkök ise ilköğretimdeki sosyal becerileri şöyle tanımlamıştır;

  1. İlişkiyi Başlatma ve Devam Ettirme Becerileri: Dinleme, konuşmayı başlatma ve devam ettirme, teşekkür etme, kendini takdim etme, iltifat etme, yardım isteme, özür dileme, yönerge verme, ikna etme.
  2. Grupla Bir İşi Yürütme Becerileri: Başkalarının görüşlerini anlamaya çalışma, sorumluluk alma, şikayeti iletme.
  3. Duygulara Yönelik Beceriler: Kendi duygularını anlama, duygularını ifade etme, başkalarının duygularını anlama, karşı tarafın kızgınlığı ile baş etme, olumlu duygularını ifade etme, korku ile baş etme.
  4. Saldırgan Davranışlarla Baş Etmeye Yönelik Beceriler: İzin isteme, paylaşma, diğerlerine yardım etme, kızgınlığı uygun ifade etme ya da kontrol etme.
  5. Stres Durumlarıyla Başa Çıkma Becerileri: Başarısız olunan durumla baş etme, grup baskısıyla baş etme, yalnız bırakılma ile baş etme.
  6. Problem Çözme ve Plan Yapma Becerileri: Çevreden bilgi toplama, amaç oluşturma, işe yoğunlaşma

Yaşayarak öğrenme modeli bunun için oldukça uygun bir yöntemdir. Çocuklar iletişim becerileri için sınıfta sunum yapabilirler, münazara yapabilirler, bununla ilgili bir film izleyebilirler. Grupla bir iş yürütme becerisi için gruplara ayrılarak projeler gerçekleştirebilir, fikirlerini aralarında paylaşabilirler. Duygulara yönelik becerileri geliştirme için sınıfta ‘’6 Şapkalı Düşünme Tekniği’’ gibi teknikler ile çocukların empati yapma ve duygularını rahatça ifade etme yeteneklerini geliştirebilir. Saldırganlıkla baş etme becerisi için paylaşımı kuvvetlendirme yoluna gidilebilir. Bunun için sınıfta bir etkinlik düzenlenip herkesin farklı malzemeler getirmesi ve ardından bir bütün oluşturmaları istenebilir. Tüm bunların yanında öğretmen, öğrencileri desteklemeli, motive etmeli ve yol gösterici olmalıdır.

Sosyal becerilerin kazandırılmasında izlenen yollar genel olarak şu şekilde açıklanmıştır:

  • Sosyal Beceri Eğitimi:Sosyal becerilerin kazandırılmasını amaçlayan, çoğunlukla davranışçı tekniklere dayanan, performansa dayalı, bireysel veya grupla uygulanan bir eğitim yöntemidir
  • Davranışsal Prova/Rol Oynama:Bu eğitim, çocuğun hedeflenen davranışı yapabilmesi için yönlendirilmesini içermektedir. Çocuğa kendi yaşantısında olabilecek bir senaryo verilir ve bu senaryoyu rol arkadaşı ile canlandırması sağlanır. Davranışsal provada amaç çocuğun hedeflenen beceriyi öğrenebilmesi için beceriyi tekrarlaması yani defalarca prova etmesidir.
  • Geri Bildirim Verme:Bu model, çocuğa yapmaya çalıştığı ve yapabildiği davranışla ilgili olumlu düşüncelerin iletilmesidir. Rol oynarken çocuğa beceriyi doğru olarak sergileyip sergilemediğine ilişkin bilgi vermek olarak tanımlanan geri bildirim, çocuğun beceriyi öğrenmesini artırmaktadır. Ödüllendirme, sözel olarak doğru yaptığını belirtme şeklinde yapılan geri bildirimler doğru performansın hemen ardından yapılıp açıklandığında becerinin öğrenilmesi kolaylaşmaktadır.
  • Genelleme/Uygulama: Bu eğitim, öğretilmesi hedeflenen beceri çocuk tarafından öğrenildiğinde veya gelişme sağlandığında, becerinin gerçek yaşamda uygulanmasının sağlanmasıdır. Çocuğun öğrendiği beceriyi farklı zaman, ortam ve durumlarda kullanabilmesi beceriyi Öğrendiğini ve genelleyebildiğim gösterir.
  • Ev Ödevi: Ev ödevleri yoluyla bireye, yeni kazandığı davranışları gerçek yaşam koşullarında deneme şansı verilir. Bu da eğitim sırasında kazanılan davranışın bireyin yaşamına aktarımını sağlar.

Özetle orta çocukluk döneminde çocuklar;

  • Kendisine ve gelişmekte olan vücuduna karşı olumlu tutum geliştirirler,
  • Akrabaları ile iyi ilişki kurmayı öğrenirler ,
  • Toplumsal uygun kız-erkek rollerini öğrenirler,
  • Kişisel bağımsızlık kazanırlar,
  • Temel becerileri kazanırlar(okuma yazma gibi),
  • Mantıksal düşünebilirler,
  • Mekan-zaman, yakınlık- uzaklık kavramlarını rahatça algılamaya bilirler,
  • Benlik kavramları gelişir kendini kanıtlama duyguları oluşur.

Orta çocukluk döneminin gelişimsel görevleri dikkate alınarak kritik sayılabilecek beceriler yaşam becerisi olarak ele alınabilir. Hedeflenen yaşam becerileri çocukların gelişim dönemine uygun olarak artırabilinir. Bu beceriler;

  • Problemle başa çıkabilme ve problem çözme
  • Eleştirel düşünme,
  • Yaratıcı düşünme,
  • Hayır diyebilmek,
  • Öğrenmeyi öğrenmek,
  • Karar verme, hedef belirleme ve başarı,
  • Özgüven ve öz değerlendirme,
  • Etkin dinleme,
  • Etkili iletişim,
  • Zaman ve kaynak yönetimi,
  • Değerler oluşturma ve değerlere sahip çıkma,
  • Şiddetle mücadele,
  • Öfke ve stres yönetimi,
  • Önyargıdan kaçınmak,
  • Medya araçlarını nesnel biçimde değerlendirme
  • Grup ya da ekiple çalışma becerileri
  • Arkadaşlık ilişkileri
  • Duyguları anlama ve ifade etme
  • Empati kurma ve bakış açısı alabilme,
  • Liderlik,
  • Topluma ait olma,
  • Geleceği planlama,
  • Kariyer planlama,
  • Çatışma çözme
  • Olumlu benlik, öz saygı ve öz güven,
  • Teselli etme,
  • Sosyal problem çözme

 

Orta çocukluk döneminde desteklenmesi gereken yaşam becerileri şunlardır;

1-İletişim Becerileri

Orta çocuklukta ben merkezci düşüncenin azalması etkili iletişimi artırabilir. İletişim becerileri problem çözme becerilerini ve sosyal ilişkileri geliştirdiği için çocuğun gelişimi için önemlidir ve grupların başarılı olabilmesi için ihtiyaç duyulan en önemli becerilerden de bazılarıdır. Sağlıklı ve etkili bir iletişimin oluşabilmesi için sözel ve sözel

olmayan iletişim ortaya çıkmış ve sınıflandırılmıştır.Sözel iletişimde sözcüklerin telaffuzu, sözcüklerin kullanımı, nasıl söylediği, ses tonu gibi unsurlar bulunur. Sözel olmaya iletişimde ise genellikle jest ve mimikler göz hareketleri gibi unsurlar yer alır

Empati de iletişim becerileri içerisinde yer almaktadır. Kişinin karşısındakinin yerine kendisini koyarak, o kişinin algılarıyla duruma ya da olaya bakması, o kişinin duygu ve düşüncelerinin doğru biçimde anlaşılması, hissedilmesi ve bütün bunların karşı tarafa aktarılma süreci empati kavramıyla açıklanır

Çocuklarda İletişim becerilerini desteklemek için;

  • Çocuklar iletişim kurduklarında dinlenmeli ve söylediklerine, anlattıklarına ilgi gösterilmelidir,
  • Deneyimlerini ve fikirlerini anlatmaları için teşvik edilmelidir,
  • Konuşmalarını ve düşüncelerini genişletmeleri, sürdürmeleri ve bitirmelerini sağlamak için “ve?” , sonra “devam et seni dinliyorum” gibi ifadeler kullanılmalıdır,
  • Çocuklara mümkün olduğunca sık kitap okunmalı ve kendileri okumaları için de teşvik edilmelidir,
  • Onları ilgilendiren konuları yüksek sesle okumaları için teşvik edilmelidir,
  • Mümkün olduğunca duygu ve düşüncelerini bir konu hakkında fikirlerini yazmaları için teşvik edilmeli ve yazdıkları her şeye aktif bir ilgi gösterilmelidir,
  • Yetişkinlikle birlikte bir konu hakkında tartışmaları için desteklenmelidir,
  • Çocuktan birden çok anlam içeren kelimelerin açıklaması istenmeli ve kullanımı hakkında konuşulmalıdır,
  • Yeni kavramlar açıklanırken, bildikleri şeylerle veya fikirlerle ilişki kurması sağlanmalıdır,
  • Çocuklara bilgi edinmek, öğrenmek için kütüphane ve interneti etkili bir şekilde kullanabilme becerisi kazandırılmalıdır,
  • .Çocuklar diğer çocuklarla iletişim kurmaları için teşvik edilmelidir,
  • Çocuklara çeşitli sosyal etkileşim türleri için fırsatlar sağlanmalıdır,
  • İletişimi başlatmaları için çocuklar teşvik edilmelidir,
  • Çocuklar soru sormaya ve gerektiğinde yardım istemeye teşvik edilmelidir,
  • Empati kurma ve bakış açısı alma becerileri desteklenmelidir,
  • Çocuklarla konuşurken “ ben dili” ifadesi kullanılarak duyguların ifade edilmesinde olumlu model olunmalıdır,
  • İstek, nezaket, takdir ve övgü cümlelerini yerinde kullanması için örnek olunmalı ve kullanımı desteklenmelidir.

Empati kurma, hoşgörü ve etkin iletişim çocuğun sosyal beceri yönüdür. Bu üç beceri birbiriyle etkileşim hâlindedir. Arkadaşlarıyla sağlıklı ilişki kuran, onların fikirlerine önem veren çocuk zamanla empati yeteneğini geliştirir. Empati yeteneğinin gelişen çocuk ise diğerlerine karşı hoşgörülü olur. Başkalarının duygu, düşünce ve davranışlarına karşı saygı çerçevesinde yaklaşır. Bunları verimli bir şekilde yapan çocuk ise etkin bir iletişim kurmuş olur. Etkin iletişimde becerileri için sen dili ve ben dili ile ilgili beceriler çalışılabilir.

2-Çatışma Çözme

Çocuklarda çatışma çözme becerilerinin desteklenmesi için;

  • Çocukların duygularını anlatma, empati ve sempati becerileri desteklenmelidir,
  • Çatışma çözme davranışlarında ebeveynler ve öğretmenler olumlu rol model olmalıdırlar,
  • Çocuklara olumlu sosyal davranışlar ve olumlu çatışma çözme yöntemleri öğretilmelidir,
  • Zorbalık davranışlarını gösteren çocukların akranları tarafından kabul edilmeyeceği , sosyal ve duygusal gelişim alanlarına zararları hakkında konuşulmalıdır,
  • Çocukların zorba ve kurban olmayı önleyebilecek yolları ve ortaya çıktıklarında nasıl müdahale edebilecekleri tartışılmalıdır,
  • Siber zorbalık hakkında çocuklarla konuşulmalı ve önleme yolları araştırılmalıdır.

3-Stresle Baş Edebilme

Öğrencilerin düşünebilme yetenekleri ve problem çözebilme becerilerini kazanması, stresle başa çıkabilmek için gerekli unsurlardır. Stresle başa çıkabilmek için zihinsel kapasitenin etkin biçimde kullanılabilmesi gerekir. Problem odaklı başa çıkmada ise problemin merkezine inilerek, stres kaynağının değiştirilmesi ya da stresin olumsuz etkilerinin azaltılması amaçlanır. Stresörlerin açık ve net biçimde tanımlanarak, değerlendirilmesi ve etkin başa çıkma yollarının oluşturulabilmesi stresle mücadelede önemlidir. Bu becerilerin, karar verme aşamalarına benzer olduğu görülmektedir. Bu nedenle stresle başa çıkma becerilerinin kazanılması da yine eğitimlerle problem çözme becerilerinin kazanılmasıyla ve zekâyı etkin kullanabilmeyle gerçekleşebilir. Bu nedenle stresle baş edebilme becerisi için okul dönemindeki çocuklara ve özellikle ergenlik dönemindeki ergenlerde stresle baş edebilme yöntemleri öğretilmeli ve bununla nasıl başa çıkılması gerektiği etkinliklerle veya başka tür seçeneklerle öğretilmelidir.

4-Grupla ya da Ekiple Çalışma Becerisi

 

Ortaya çıkan küresel pazarda, grup hâlinde çalışabilmek başarının anahtarıdır. Küresel pazarda başarılı olabilmek için IQ'dan daha fazla duygusal zekâ önemlidir. Duygusal zekâ, bir grup ortamında iyi çalışabilmek ve uyum sağlayabilmek için bireyin ihtiyaç duyduğu öz farkındalık, empati, iletişim becerileri, farklılıklarla birlikte çalışma yeteneğini ve motivasyonu ifade eder.

Çocuklarda grupla ya da ekiple çalışma becerisini desteklemek için;

  • Sınıf içi ve okul dışında çocuklar farklı gruplara katılmaları için teşvik edilmeli ve farklı takım aktivitelerine katılmaları sağlanmalıdır,
  • Grup ile öğrenme/işbirliğine dayalı öğrenmeyi sağlayacak şekilde ders içi etkinlikler planlanmalıdır,
  • Çocuklarda duygusal zekâ ve iletişim yetenekleri geliştirilmelidir,
  • Problem ve çatışma çözme becerileri kazandırılmalıdır.

5- Arkadaşlık İlişkileri

Sosyal statü bu dönemde önem kazanır ve çocuklar bunun için yarış eder. Fisher ve Lerner (2005) orta çocuklukta akran ilişkilerinin gittikçe daha önemli hâle geldiğini sosyal ihtiyaçlar için ebeveynlere güvenmenin yerine, arkadaşlarından gelen yakınlığa ve arkadaşlık etmeye ihtiyaç duyulduğunu vurgular.

Huston ve Ripke (2006) orta çocuklukta akran ilişkileri iyi olan çocukların ergenlik döneminde daha iyi bir akademik performans sergiledikleri okulda daha çok aktif oldukları, yetişkinliğe ulaştıklarında işlerinde ve romantik ilişkilerinde daha başarılı oldukları ve kendilerini güvende hissetme olasılıklarının daha yüksek oldukları sonucuna varmışlardır.

Arkadaşlık ilişkilerini desteklemek için;

  • Grup dinamikleri hakkında çocuklarla konuşulmalıdır,
  • Farklı arkadaş türlerini ve arkadaş gruplarını keşfetmeleri desteklenmelidir,
  • Arkadaşlıklar çok önemlidir. Eğer çocuklar arkadaş edinmede sorun yaşıyorlarsa, onları başka çocuklarla etkileşime girecekleri spor veya diğer okul sonrası aktivitelere katılması sağlanmalıdır,
  • Çocuklara sağlıklı ilişki davranışıyla model olunmalıdır. İnsanlar arasındaki ilişkilerde saygı ve nezaketin ne kadar önemli olduğu gösterilmelidir,
  • Çocuklarla romantik ilişkiler hakkında konuşulmalıdır,
  • Çocuklarla akran baskısı ve arkadaşlık şiddeti hakkında konuşulmalıdır,
  • Uygunsuz, sağlıksız veya kötü niyetli bir ilişkinin farkında veya bir parçası olduklarında bir yetişkinle konuşmaları gerekli olduğu bilinci verilmelidir.

6- Siber Zorbalıktan Kendini Koruma

 

Siber zorbalık riskini artıran özellikler arasında; çevrimiçi büyük potansiyel kitlesi, çevrimiçi etkinliklerde ebeveyn gözetimi ile ilgili zorlukların yaşanması, teknolojiye erişimin kolay ve sınırsız olması ve kurbanlara neredeyse sınırsız erişim bulunmasıdır.

Siber zorbalığı önlemek için;

  • İnternet ve cep telefonu kullanma konusunda çocuklar eğitilmelidir,
  • İnternet ve cep telefonu kullanma sırasında karşılaşılabilecek zorbalıklarla baş etme konusunda çocuklar bilinçlendirilmelidir,
  • Bilinçlendirme sürecinde yetişkinler, ebeveynler ve öğretmenler internet kullanımı ve güvenliği konusunda en az çocukları kadar bilgili olmalıdırlar,
  • Yasaklar koymak yerine etkili bir şekilde yapılan süpervizyon, geleneksel zorbalıkta etkili olduğu gibi, siber zorbalığın azalmasında, çocukların bilinçlenmesinde ve sorumluluk kazanmasında da fayda sağlayabilir.
  • Çocukların denetimsiz internet cafeler yerine okullardaki internet laboratuarlarını kullanmaları teşvik edilmelidir,
  • Öğretmen ve rehber öğretmenler gerek sınıf içinde çocuklar ile gerekse ebeveynleri ile bilgi ve iletişim teknolojilerinin çocuklar tarafından kullanımı hakkında bilgilendirmelidirler,
  • Ebeveynler fark ettikleri olumsuzları rehberlik servisiyle ve idareyle işbirliği içinde gidermeye çalışmalıdırlar.
  • Öğretmenler çocukları bilgi ve iletişim teknolojilerinin doğru kullanımı ve yanlış kullanımının getirdiği zararlar hakkında bilgilendirmelidirler,
  • Öğretmenler, çocukların bilgi ve iletişim teknolojilerinin kullanımı konusunda etiksel bir anlayış geliştirmelerine yardımcı olmalıdırlar.

Veli toplantılarında siber zorbalık denetimli cep telefonu ve internet kullanımı konusunda anne babaları bilgilendirilmelidir

7-Romantik İlişkiler

 

Çocuklar orta çocukluk dönemin ortalarında arkadaşlıklar ve romantik ilişkiler arasındaki farkı anlamaya başlarlar. Dokuz yaşına gelindiğinde, romantik ilişkilere daha fazla farkındalık ve romantik ilişkiler hakkında düşünme oluşur. 11-14 yaş arası çocuklar, romantizmle daha çok ilgilenirler. Bu ilgi alanları genellikle spor, film ve dans gibi aktiviteler sırasında ortaya çıkar. Araştırmalar, orta çocukluk döneminde akranlarıyla olan güvenli, güvene dayalı ilişkilerin, daha sonraki romantik arkadaşlarla istikrarlı daha derin ilişki kurulmasında etkili olduğunu göstermektedir. Orta çocukluk döneminde olumlu akran deneyimlerine sahip olan çocukların, yetişkinlikte uzun vadeli ilişkilerde bulunma olasılıkları daha yüksektir.

8-Liderlik

Lider, önemli durumlarda önemli kararlar verme hakkının verildiği bir grubun üyesi olarak kabul edilir, yani grup içinde ortak faaliyetin örgütlenmesinde ve ilişkilerin yönetiminde asıl rol oynayan en yetkili kişidir. Diğer bir anlatım ise lider, grup için önemli olan durumlarda karar verme hakkı verilen en yüksek statüye sahip bir grubun üyesi olarak kabul edilir.

Çalışmalar, çocuklara yönelik liderlik deneyimlerini tanıtmak için orta çocukluğun en iyi dönem olduğunu göstermiştir. Bu dönem, çocukların temel ilkeleri ve alışkanlıkları özümsemeleri için uygun bir dönemdir. Çocukların ahlaki düşünceleri geliştikçe yetişkinler ve akranlarıyla duygusal deneyimlerine ve bilişsel gelişimlerine bağlı olarak başkalarına karşı gerçek empati geliştirirler. Orta çocukluktaki bu etkileşimler, liderliğin ve lideri izlemenin gelişmesi için verimli bir zemin sağlar

Orta çocukluk döneminde liderlik gelişiminin ilk aşaması, liderlik ihtiyaçlarını gerçekleştirmektir. Bu ihtiyaçlar, çocukların liderlik pozisyonuna gelmeleri için bireyselleşmeleri, kendilerini ifade edebilmeleri, kendilerini tanımaları, saygı davranışlarını göstermeleridir. İkinci aşama, çocuğun liderlik yeteneklerinin harekete geçirilmesidir. Harekete geçirmek, çocuğun belirli koşullarda, durumlarda ve eğitim süreci boyunca gizli, örtülü ve gerçekleştirilmemiş potansiyellerini ortaya çıkarmayı, organize etmeyi, yönetmeyi, analiz etmeyi ve kendini gerçekleştirmesini sağlamak anlamına gelir. Üçüncü aşama liderlik etkileşimidir. Çocuğun iletişim kurması, kişisel etkileşimlerinin geliştirilmesi, organize edebilmesi amaçlanır.

Etkili liderler iyi akademik becerilere, problem çözme becerilerine ve ilişki becerilerine sahiptirler. Etkili bir lider olabilmek için, çocukların hem yazılı hem de konuşma becerilerini geliştirmeleri gerekmektedir. Her ikisi de bu alanlarda okullarda öğretilmektedir. Genetik olarak önceden belirlenmiş olan liderlerin belirli özellikleri vardır fakat bu özelliklere sahip olmak büyük bir lider olmayı garanti etmez. Yeteneklerini gerçekleştirmek için, çocukların karakter, fırsat ve motivasyon birleşimine ihtiyaçları vardır.

Çocukları liderlik etkinliklerine dâhil etmek için çocuklara yardımcı olabilirler. Liderlik için çocukların geliştirmeleri gereken becerileri vardır. Bunlar;

  • Çocukların benlik saygısını desteklemek,
  • Topluluk ya da grup karşısında konuşma ve iletişim becerilerini desteklemek,
  • Çocukların güçlü ve zayıf yönlerini tanımlamalarını sağlamak,
  • Organizasyon becerileri geliştirmelerine yardımcı olmak,
  • Başkalarıyla ya da grupla çalışmalarını desteklemektir.

Okul dönemindeki çocukların dâhil olduğu spor, dans, tiyatro, kamp, ​​balıkçılık ve dövüş sanatları gibi müfredat dışı etkinlikler çoğu liderlik becerilerini geliştirmek için fırsatlar sunarlar. Bu spor ve etkinliklerin çoğu, takım çalışmasını ve kendine güven duygusunu, iyi bir liderin niteliklerini geliştirmeye yardımcı olur. Çocukların sosyal sorumluluk faaliyetlerine katılmaları liderlik niteliklerini geliştirir. Sosyal sorumluluk faaliyetleri çocukların güven kazanmasına yardımcı olabilir. Çocukların katılabilecekleri sosyal sorumluluk faaliyetleri şunlardır;

  • Hayvan barınakları-hayvanlar için yiyecek, battaniye ve oyuncak toplamak,
  • Eski kıyafetleri ve oyuncakları bağışlamak,
  • Huzur evinde yaşlıları ziyaret etmek, onlarla kitap okumak,

Okulda, oyun paklarında oluşan çöpleri toplama ya da bahçedeki yaprakları temizlemedir

  1. ÜNİTE

Yaşam becerileri; bireylerin değişim süreçlerinde ve gelişim aşamalarında benliklerini etkin olarak yerine getirmeleri için sahip olmaları gereken yeterlilikleri ifade eder

Sağlıklı bir insanın birden çok yaşam becerisine sahip olması gerekir. Stres yönetimi, öfke yönetimi, boş zamanlarını değerlendirme, empati, affetme becerileri, kariyer planlama, problem çözme, yaratıcı düşünce, etkili iletişim, duygu ve düşüncelerini ifade etme, karar verme, teknolojiyi bilinçli bir şekilde kullanma becerileri önemli yaşam becerilerindendir.

 

1-Karar Verme Becerisi

Karar verme biçimi, bir kişinin bir karar durumu ile karşılaştığı zaman kullandığı alışkanlık ve öğrenilmiş bir cevap modeli olarak tanımlanabilir

Doğru ve etkili bir şekilde karar verebilmek için karar verme süreçlerini düzgün biçimde uygulamak gerekir. Bunlar genel olarak; o anki durumun hissedilmesi, o durumun tanımlanması, bu probleme karşı fikirlerin oluşması, bireyin kendine uygun seçeneği belirlemesi, ortaya çıkan sonucu bireyin değerlendirmesi gibi sıralanabilir.

Mantıksal kararlar verebilmek için, genellikle aşağıdaki aşamalar izlenmelidir;

1) Seçenekleri belirleme,

2) Seçenekler için sonuçları tanıma,

3) Sonuçları düşünme,

4) Sonuçların olasılığını değerlendirme ve

5) Önceki adımlara dayanarak bir karar verme

Karar vermeyle yakından ilişkili olan beceri problem çözmedir. Genellikle kararlar alınmadan önce bir sorunun çözülmesi gerekir, ancak problemleri çözmek için kararlar alınmalıdır. Problem çözme, çocukları çabalarını değerlendirmeye, yeni fikirler edinmeye ve yeni yöntemler oluşturmaya zorlar. Problem çözme özgüvene daha çok dayanan sosyal bir süreçtir.

Karar verme ve dürtü kontrolü;

Orta çocukluk dönemi riskli davranışları önlemeye yönelik çocukları bilinçlendirmek için önemli bir zamandır. Erken ergenlik döneminde çocuklar, genellikle riskli davranışa katılmaya eğilimli olmasa da, akran baskısı beynin ödül bölgelerindeki aktiviteyi harekete geçirebilir, arttırabilir ve çocukları risk almayı teşvik edebilir.

Ayrıca çocuklar, bir ebeveyn veya başka bir sorumlu yetişkinle birlikte olduklarında, yalnız oldukları zamanlara kıyasla daha güvenli kararlar alma eğilimindedirler.

2- Sosyal Problem Çözme

Yapılan araştırmalar sonucunda, etkili sosyal problem çözme becerileri ile zihinsel sağlık arasında pozitif ilişki tespit edildiğinden itibaren psikoterapi alanında, özellikle bilişsel davranışçı terapide önemli bir yerdedir

Sosyal problem çözme becerileri, çocuğun özelliklerinden (ör;mizaç özelliğinden ) ve çevresel faktörlerden (örneğin; ebeveynler ve akranlarıyla etkileşiminden) etkilenir. Mizaçtaki bireysel farklılıklar sosyal problem çözme becerilerini ve akademik sonuçların gelişimini etkiler.

Utangaçlık, yeni sosyal durumlara karşılık olarak, savaşı ve endişeyi işaret eder. Utangaç çocuklar, sosyal olarak zorlu durumları akranlarından daha pasif bir şekilde ele alırlar ve ilkokulda sosyal hedeflere ulaşmada daha az başarılı olurlar. Ayrıca, utangaç çocuklar, zayıf akran ilişkileri, depresyon ve anksiyeteyi içeren sosyal ve duygusal uyum sorunları için risk altındadırlar. Utangaçlık erken çocuklukta belirgindir ve çocuğun hem okul öncesi dönemde hem de orta çocukluk döneminde sosyal etkileşim eksikliğine, akran reddine, sosyal becerilerin gelişmemesine neden olur. Stewart ve Rubin (1995) anaokul, ikinci ve dördüncü sınıf çocuklar arasında sosyal çekilme ile sosyal problem çözme arasındaki eşzamanlı ilişkiyi incelemişlerdir. Sosyal olarak geri çekilen çocukların, akranla etkileşime girme olasılıklarının daha az olduğunu, geri çekilen çocukların daha dolaylı isteklerde bulunduklarını, daha az yönergeler verdiklerini bulunmuştur. Sosyal problem çözme cinsiyette göre de farklılaşmaktadır. Anaokulundan orta çocukluğa kadar, kızların sosyal problem çözümlerini kullanma olasılıkları daha yüksektir ve saldırgan stratejileri ve zarar verici davranışa verilen aynı biçimdeki karşılık verme davranışları kullanma olasılıkları erkeklerden daha azdır. Kızlar paylaşma gibi olumlu sosyal stratejileri, erkekler ise saldırganlık gibi olumsuz çatışma çözme stratejilerini daha fazla kullanırlar.

Sosyal problem çözme becerileri;

  1. Çocukların gündelik sosyal işlevselliği ve okuldaki akademik başarıları için önemlidir
  2. Bu becerilerin gelişimi, çocukların sosyal deneyimlerinin kalitesini etkileyebilir
  3. Çocukların akranları tarafından kabul edilmesindeki başarıları ya da başarısızlıkları, sosyal problem çözme becerilerine göre de belirlenmektedir
  4. Çocukların akranları ile sosyal etkileşimleri başlatma ve sürdürmelerine etki eder

Sosyal problem çözme stratejileri okul öncesi dönemde kullanılmaya başlanır. Çocuklar büyüdükçe stratejiler değişebilir. Çocukların yaşla birlikte daha iyi bir sosyal problem çözme stratejileri (yani sözel stratejileri, olumlu etki, prososyal yolları) ve daha az geri çekilme sosyal problem çözme stratejileri (yani pasif) kullanırlar. Arı ve Yaban, (2012) yaptıkları çalışmada, 10 ve 11 yaşındaki çocukların, 9 yaşındaki çocuklarla karşılaştırıldığında, nesne edinme durumunda daha fazla çözüm üretebildikleri, 11 yaşındaki çocukların nesne edinmeye ilişkin olarak daha fazla farklı strateji kullanabildikleri ve problemin çözümü başarısız olduğunda problem durumunu çözecek yeni stratejiler oluşturmada daha başarılı oldukları saptanmıştır.

  1. Çocukların akranlarını nasıl algıladıklarını, eleştiren sosyal durumları nasıl yorumladıklarını ve tepki verdiklerini inceleyen araştırmacılar sosyal becerilerin gelişiminde sosyal ve bilişsel alanların kesişimini göstermişlerdir. Etkin problem çözme stratejileri konusunda farkındalık, sosyal yeterliliğin belirleyici bir özelliği olarak görülmektedir.Crick ve Dodge (1994) sosyal problem çözme ile ilgili adımları tanımlayan bir bilgiyi işlem modeli geliştirmişlerdir. Modellerine göre, etkili problem çözme, sosyal ipuçlarını fark etme ve yorumlama, sosyal hedefleri formüle etme, problemi çözmek için olası stratejiler üretme, stratejinin olası etkinliğini değerlendirme ve bir tepkiye /cevaba karar vermeyi içerir.
  2. Shure ve Spivack’e göre (1982), kişiler arası problem çözme becerileri,
  3. (a) alternatif çözümleri genelleme (örneğin; bir problem durumunda problemi çözebilecek farklı çözümleri genelleme becerisi),
  4. (b) sosyal davranışların sonuçlarını düşünme (örneğin; kişinin hareketinin kendisi ve diğerleri üzerindeki etkisini dikkate alma becerisi),
  5. (c) çözüm-sonuç çiftlerinin gelişimi (örneğin; problem çözmede sıralı basamaklar kullanma),
  6. (d) sosyal-nedensel düşüncenin gelişimi (örneğin; birinin davranışlarının ve duygularının, diğer insanların davranış ve duygularıyla ilişkili olduğunu bilme),
  7. (e) probleme duyarlı olma (belirli bir durumda ortaya çıkabilecek problem tiplerinin farkında olma) ve
  8. (f) dinamik yönelim (örneğin; davranışların her zaman kolayca fark edilmeyen motivasyonları yansıtabileceğini kabul etme)’den oluşur
  9. Akranla geçirilen zaman miktarı, akranlarıyla daha çok zaman geçirme çocukların sosyal problem çözme becerilerinin gelişimini etkiler. Çünkü akranlarıyla daha çok zaman geçiren çocuklar daha fazla sosyal problemlerle karşılaşırlar ve sosyal problemleri çözmede farklı stratejileri denerler ve deneme yanılma yolu ile etkin olan stratejileri bulabilirle). Orta çocukluk dönemimde sosyal problem çözme stratejileri çocuğun yaşı, cinsiyeti, mizaç özellikleri akranlarıyla geçirilen zaman miktarı gibi faktörler tarafından belirlenir. Çocuklarda sosyal problem çözmeyi desteklemek için öncelikle kişilik özelliklerine dikkat etmek gerekir. Yukarıda belirtildiği gibi utangaçlık etkili sosyal problem çözmeyi olumsuz etkilemektedir. Eğer sosyal problem çözmesini engelleyecek özelliğe sahip ise müdahale edilmelidir. Okullarda sosyal problem çözme becerileri geliştirmek amaçlı programlar uygulanabilir. Çocukların sosyal ve duygusal ve akademik gelişimleri için sosyal problem çözme basamakları öğretilmelidir.

 

3 - Duyguları Anlama ve İfade Etme Becerisi

Orta çocukluk döneminde çocuklar, duygularını nasıl tanımlayacaklarını, ifade edeceklerini ve düzenleyebileceklerini öğrenirler ve aynı zamanda başkalarının duyguları hakkında daha fazla farkındalık geliştirirler. Başkalarının üzüldüğünü fark etmeye başlarlar. Bu aşamada, çocuklar kendi duygularını yönetmek ve aynı zamanda başkalarına yardım etmek için stratejiler geliştirmeye başlarlar. Yedi yaş civarında, çocuklar genellikle düşüncelerinin duygularını nasıl etkilediklerinin farkında olurlar. Duyguları düzenlemede ilk aşama budur. Bir duyguyu yaşama ve ifade etme arasında çok önemli bir fark olduğunu ve tüm duyguların dışsal olarak ifade edilmemesi gerektiğini fark etmeye başlarlar. Sekiz ya da dokuz yaşına gelindiğinde, çoğu çocuk duygularını yetkin bir şekilde düzenleyebilir. Durumlara uyum sağlama, problem çözme ve uygun davranışlarda bulunma becerisine sahip olurlar.

Duygusal düzenleme becerisi, daha iyi akademik performans ve öğretim derecesi, artan okuryazarlık becerisi, yaratıcılık, daha yüksek benlik saygısı, stresle başa çıkma becerisinin artması ve daha iyi ahlaki akıl yürütme gibi birçok kritik faktörle ilgilidir. Ayrıca, akran grubu kabulü, sosyal beceriler, arkadaşlık kalitesi, daha az yalnızlık ve daha az zorbalık dâhil olmak üzere daha iyi sosyal yetkinlikle de ilgilidir

Çocukların Duyguları anlama ve ifade etme becerilerini desteklemek için;

  • Çocuklara uygun model olunmalı,
  • Yetişkinler tarafından çocuklara duygularının farkında olunduğu gösterilmeli ve başkalarının da kendisinden farklı duyguları olduğunu fark etmesi sağlanmalı,
  • Duygularını üzgün, kızgın ve mutlu gibi kelimelerle ifade etmelerine yardımcı olunmalı,
  • Duygularını sanat, müzik, dans ya da hareket yoluyla ifade etmeleri sağlanmalı,
  • Korku, hüzün ve öfke gibi duyguların geçici duygular olduğunu anlamalarına yardımcı olunmalı,
  • Endişelerini anlamalarına ve ifade etmelerine yardımcı olunmalı,
  • Bazı çocuklar belirsiz olan sosyal ipuçlarını tanımakta zorlanırlar. Yüz ifadelerini ve vücut dilini tanımayı ve tanımlamayı öğrenmelerine yardımcı olunmalı,
  • Çocukların ruh durumlarının düşüncelerini, düşüncelerinin de ruh durumlarını değiştirebildiğini farkına varmalarına yardım edilmeli,
  • Çocuklara duygularını yönetebileceklerine ilişkin destek verilmeli ve duygu yönetimi ile ilgili çalışmalar yapılmalı,
  • Duygusal bir deneyim yaşadıkları zaman, çocukların kendi duygularını anlamaları ve ifade etmelerine yardımcı olunmalı aynı zamanda zor duyguların ortaya çıkması durumunda duygularla başa çıkma ya da kendini rahatlatma teknikleri öğretilmelidir,

Bilinçli farkındalık(Mindfullness) teknikleriyle çocuklarda duyguları kontrol etme becerisi desteklenebilir

 

4 - Empati Kurma ve Bakış Açısı (Perspektif) Alma

Empati, duygusal düzeyde, başkalarının ne hissettiğini anlama yeteneğidir. “Bakış açısı /perspektif alma”, bilişsel düzeyde, diğerlerinin bakış açısından durumları ve olayları görebilme yeteneğini içerir. Orta çocukluk döneminin en önemli toplumsal gelişmelerinden biri empati kurma ve bakış açısı almadır. Orta çocukluk döneminin başlarında çocuklar, kendi gerçeklerine odaklanmaya eğilimlidirler. Büyüdükçe, kendi gerçeklerine odaklanmaları giderek daha azalır. Orta çocukluk döneminin başlarında, çocukların empatik tepkileri duygusal olma eğilimindedir diğer bir anlatımla çocuklar duygusal empati kurarlar. Bilişse empati, orta çocukluk döneminin ortasında gelişir. Çocuğun başkalarının ne düşündüğünü, hissettiğini veya niyetini anlaması bilişsel empati sayesinde gerçekleşir. “Bilişsel empati” bakış açısı/perspektif almayı içerir. Ergenlik döneminde beynin sosyal bölümündeki gelişmeler bakış açısı almada önemli bir rol oynar. Bakış açısı almadaki gelişmeler, olumlu, empatik, yardım içeren davranışları ve güvenli karar verme becerilerini güçlendirmeye yardımcı olur. Çocuklar başkalarının farklı bakış açılarına ve farklı bilgiye sahip olduklarını anlamaya başlarlar bu da çocukların kendisinde farklı düşüncelerle ve kişilerle etkileşime geçmesini sağlar. Ayrıca, çocukların çatışma hâlinde anlaşmaya ve uzlaşmaya varmalarına yardım eder

Çocukların empati ve bakış açısı alma becerilerini desteklemek için;

  • Ebeveynler ve öğretmenler çocukların ve başkalarının duygularını önemsediklerini göstermeli,
  • Zorbalığa maruz kaldıklarında nasıl hissedileceğine vurgu yapılarak, çocuklarla zorbalık hakkında konuşulmalı,
  • Kendilerinin ve akranların sosyal dışlanması ve sosyal adalet meseleleri hakkında düşünmeleri ve insanların farklı bakış açıları olduğunu fark etmeleri sağlanmalı,
  • Çocukların eylemlerinin başkalarının düşüncelerini ve duygularını nasıl etkileyebileceği hakkında konuşulmalı,
  • Çocuklarla arkadaşlarının ve aile üyelerinin ihtiyaçları, duyguları ve arzuları hakkında konuşulmalı,
  • Sanal ortamda birisini incitmenin veya korkutmanın ne kadar kolay olabileceği ve sonucunda neler hissedilebileceği açıklanmalıdır.

5 - Toplumsal Bağlılık

 

Orta çocukluk döneminde, çocuklar bir aidiyet duygusu geliştirirler. Bu bağlılık, ebeveynler / birincil bakım veren kişiler ve aile ile başlar ve arkadaşlara ve daha sonra topluma kadar uzanır. Araştırmalar, ebeveynlerinden, arkadaşlarından veya toplumdaki diğer ilgili yetişkinlerden(anneanne, babaanne, dede, hala, teyze gibi…) kopmuş, sosyal olarak bağlantısı çok fazla olmayan çocukların daha az iyimserlik, öz-yeterlilik, benlik saygısı ve empati gösterdiklerini belirtmektedirler. Öte yandan, aileleri ve akranları ile sosyal olarak bağlı olan çocuklar daha iyi ilişkilere sahip olma eğilimindedirler. Aynı zamanda daha iyi sosyal becerilere, daha iyi davranışlara, daha yüksek özgüvene sahip olurlar ve genellikle daha iyi akademik ve liderlik becerileri geliştirirler.

Çocukların toplumsal bağlılıklarını geliştirmek için;

  • Çocukların dâhil olmaları için aile veya geniş aile olarak birlikte faaliyetler planlamak,
  • Geleneksel veya kültürel etkinlikleri takip etmek çocuklarla birlikte katılmak,
  • Yaşlarına ve gelişim düzeylerine uygun aile içi sosyal sorumluluklar vermek,
  • Yardıma ihtiyaç duyduklarında bir problemleri olduğunda ev ve okul da dâhil olmak üzere kime gidebilecekleri hakkında konuşmak,
  • Saygılı davranmayı, dostluklara değer vermeyi öğretmek,
  • Değerleri daima dikkate almaları için desteklemek,
  • Çocuklarla değerler konusunda iletişime açık olmak,
  • Arkadaşlığın ve iyi bir arkadaş olmanın önemi hakkında konuşmak,
  • Kişilerarası ilişkilerde duyguların rolü hakkında konuşmak,
  • Arkadaşlıklarını ve akranları ile etkileşimlerini olabildiğince takip etmek,
  • Çocuklarla etik ve değerler gibi konular hakkında tartışmak,
  • Kendi ve diğer insanların inançlarına ve değerlerine nasıl uyum sağlayacaklarını öğrenmelerine yardımcı olmak,
  • Aile, sosyal ve toplumsal sorumluluğu hakkında konuşmak,
  • Çocukların kendilerinin içinde bulundukları gruba ait olduğunu hissetmelerine yardımcı olmak,
  • Ait olmanın önemi ve diğer gruplarda bulunan insanlara ait olmanın öneminden bahsetmek,
  • Toplumu oluşturan çeşitli, farklı kültürel yaşamlara, kişilere ve değerlerine saygılı olmaları konusunda bilinçlendirmek,
  • Katıldığı her toplumsal grupta eşitliği ve katılımı desteklemek, eşitliği ve katılımı nasıl destekleyebilecekleri konusunda bilgi vermek.

6 - Anlatma ve Anlama

Orta çocukluk döneminde çocuklar konuşma becerilerini geliştirirler ve bir dizi sosyal konuşmalara katılabilirler. Yetişkinlerle ve tanımadıkları çocuklarla konuşmaya başlayabilirler. Nedenlerini ve seçimlerini açıklayarak konuşmalarını devam ettirebilirler ve bir konuyla ya da kendi ile ilgili iyi niyetli, ikna edici argümanlar sunarak başkalarını ikna edebilirler. Ayrıca, bazı konuşmalar içinde var olabilecek nüansların ya da tonların farkına varırlar ve kendi bilgi ve fikirlerine uygun anlatımları dinlerken ve karşılaştırırken bilgiyi analiz edebilirler. Ayrıca, neyin doğru olduğuna karar vermek için dinleme ve anlama becerilerini daha iyi kullanabilirler(Davies, 2011). Çocukların kendilerini ifade etme biçimleri orta çocukluk döneminde önemli ölçüde değişmektedir. Çocuklar, bir düşünce veya öykünün başlangıcını ve bitişini işaret etmek için belirli kelimeleri kullanabilir, vurguyu ekleyebilir ve tonlama biçimlerini değiştirmeyi öğrenebilirler. Orta çocukluk dönemi sonunda çocuklar vurgu yapmak için uygun perde ve duraklamalar kullanarak, akıcı bir şekilde konuşabilirler.

Büyüdükçe, çocuklar iletişim kurdukları insanlar arasındaki ilişkinin niteliğine, dilin ve beden dilinin konuşulan kelimeleri nasıl desteklediğine bağlı olarak dilin nasıl değişebileceğini anlamaya başlarlar. Aynı zamanda sosyal ipuçlarını nasıl okuyacaklarını öğrenmeye, konuşmada kibar olmakla ilgili sosyal uygulamaları anlamaya ve çatışmaların olduğu durumlarda müzakere etmek için dil becerilerini kullanmayı öğrenmeye başlarlar. Orta çocukluk döneminde işitme, görme veya dil becerilerinde farklılıklara sahip çocuklar, dil ve iletişim becerilerini, özel ihtiyaçlarına, güçlü yönlerine ve yeteneklerine göre şekillendirirler. Orta çocukluk döneminin başlangıcında, çoğu çocuğun temel bir cümle yapısı kavrayışı vardır. Büyüdükçe dilin karmaşıklığını ve nüansını daha iyi anlarlar. Karşılaştırmalı kelimeleri kullanmayı öğrenirler, sözler gibi belirli kelimeleri ifade ederler ve pasif sesi kullanmaya başlarlar. Sekiz ile on yaşları arasında, çocuklar genellikle çift anlamlara bağlı konuşmaya, söz ve mizah unsurlarını kullanmaya başlarlar. 10 yaşına geldiklerinde, çoğu çocuk bileşen parçalarını analiz ederek bilmedikleri kelimelerin anlamlarını elde edebilirler. Orta çocukluk dönemi okuma ve yazma dünyasının çocuklara daha açık hâle geldiği bir zamandır. Aynı kelimenin iki anlama gelebileceğini ve farklı kelimelerin aynı şeyi nasıl ifade edebileceğini öğrenirler. Duygu ve açıklayıcı kelimeleri nasıl anlayacaklarını öğrenirler. Yazım yoluyla akıcı bir şekilde yazma ve kendilerini ifade etme yetenekleri, daha iyi imla ve dilbilgisinden, neyi düşündüklerini ifade eden kısa bir metnin yazılmasına kadar gelişir.

7 - Öz Denetleme, Davranış ve Dürtü Kontrolü

Beyinleri dürtüleri düzenleyen alanlar, en son gelişenler arasındadır. Orta çocukluk döneminde beyinin dürtüyü düzenleyen bölümünde, öz kontrol ve öz düzenlemenin gelişmesinde bir artış görülmeye başlanır. Çocuklar bu dönemde dikkatini daha iyi yoğunlaştırabilir, duygularını daha iyi düzenleyebilir ve Çocukların öz kontrol ve öz düzenleme becerilerinin gelişimine yardımcı olmak için birtakım stratejiler belirlenmiştir. Müzik dersleri, ikinci bir dil öğrenme, aerobik egzersizler, dövüş sanatları ve yoga, tekrarlanan uygulamaları içerdikleri ve giderek daha zorlayıcı oldukları için en popüler ve etkili olanlardan bazılarıdır. Öz düzenlemede önemli zorluklar yaşayan çocuklar için, öz düzenlemeye ve sosyal yeterliklerin geliştirilmesine odaklı programlar yararlı olabilir.  dürtüsel davranışı daha iyi yönetebilirler.

8 - Teknolojinin Sağlıklı ve Güvenli Kullanımı

Steeves, (2014) araştırmasında, orta çocukluk dönemi çocukları, dönemin erken yıllarından itibaren teknolojiyle tanıştıkları dördüncü sınıf öğrencilerinin yarısına yakınının (yüzde 49) cep telefonuna sahip olduklarını bulunmuştur. Teknoloji aynı zamanda birçok öğrenme ortamının bir parçasıdır ve sosyal bağlantıların yapılmasına yardımcı olmak için giderek daha fazla kullanılmaktadır.

Ekran önünde daha fazla zaman geçirilmesi, beynin dikkati yoğunlaştırması için daha fazla uyarım alması anlamına gelir bu da çocuklarda dikkat eksiklikliğine, öğrenme sorunlarına yol açabilir. Ekranda vakit geçirme süresinin (TV, bilgisayar, video oyunları, multimedya telefonları) 5-11 yaş arası çocuklar için günde iki saatten fazla olmaması tavsiye edilmektedir. Araştırmalar, teknolojiden uzak kalmanın bazı faydaları olduğunu göstermektedir. Bir ekranın önünde daha az zaman harcayan çocukların zorbalık ve kavga etme gibi olumsuz davranışlar sergilemesi daha az olasıdır

Çocukların teknolojiyi güvenli ve sağlıklı bir şekilde kullanmalarını sağlamak için;

  • Yetişkinler(ebeveynler ve öğretmenler) güvenli, sorumlu ve sağlıklı teknoloji kullanımı için model olmalı,
  • Çocuklarla, teknolojinin güvenli ve sorumlu kullanımı ve çevrimiçi yaşamları hakkında düzenli olarak konuşulmalı,
  • Çocukların teknoloji kullanımı ile ilgili sınırlar belirlenmeli (örneğin; yemek saatlerinde, yatmadan önce veya aile etkinliklerinde mesajlaşmanın olmaması gibi…).
  • Çocukların internet etkinliklerinden ve nelere erişebildiklerinden haberdar olunmalı,
  • Çocuklarla birlikte kurallar oluşturulmalı ve ebeveyn kontrollerini sağlayan teknolojiler kullanılmalı,
  • Evin açık bir bölümünde, çocukların neler yaptığını izleyebilmek için cihazlar bulundurulmalı,
  • Çocukların dengeli bir yaşam sürdürmeleri için ve “çevrimdışı” aktivitelerle yani yüz yüze sosyal zaman geçirmeleri ve oyun oynamaları için teşvik edilmeli,
  • Çocukların yapmaları gereken öncelikli sorumlulukları belirlenmeli ve zamanlarını iyi yönetmeleri için desteklenmeli (örneğin; Çevrimiçi zaman geçirmeden önce ödevlerini yapmak gibi…),

Çocukların yaş grubuna uygun popüler internet ve video oyunlar hakkında bilgi sahibi olunmalıdır ve zaman zaman çocukların oyunlarına dâhil olunmalıdır

9 - Boş Zamanlarını Değerlendirme

Çocukların boş zaman kullanımı için seçtikleri faaliyetlere toplumun kültürü, çocuğun çevresi, fiziksel, bilişsel özellikleri ve motivasyonu etki eder. Boş zamanın faydaları, kullanımına bağlı olarak değişir. Yapılandırılmış faaliyetler, genellikle yapılandırılmamış olandan daha yararlı olduğu düşünülen faaliyetlerdir. Aktif olan faaliyetler pasif olandan daha faydalı olan faaliyetlerdir.

10 - Hedef Belirleme

Hedef belirleme öz-yeterliliği, sosyal ağı ve hatta beynin kendisini geliştirir. Özellikle okulu terk etme riski bulunan öğrenciler için hedef belirleme becerilerini edinmesi çok daha önemlidir. Bu beceriler sayesinde kendisinin de yapabileceklerinin olduğunu ve bunları yapmak için gerekli özelliklere sahip olduklarını görmeleri onların kendine güvenlerini, saygılarını ve kendilerine verdikleri değerin artmasına yol açacaktır.

Çocuklarda hedef belirleme becerilerini geliştirmek, çocukların akademik hedefleri oluşturmalarını sağlar. Bu gelişme daha sonra genel akademik başarıyı destekler. Çocukların hedef belirlemelerinde bazı noktalara dikkat edilmelidir. Bunlar; hedeflerin spesifik, ölçülebilir, ulaşılabilir, gerçekçi, zaman sınırının olmasıdır. Bu, çocukların bir hedefe ulaşmak için kullanılan belirli davranışları tanımasını sağlar ve sonuç olarak çocuklar bu davranışları kendi kendine düzenlemeye başlayabilir

Öz-düzenleme, çocuklarda görev engellerini aşmaya ve öz saygıyı artırmaya yönelik bir isteklilik yaratır. Görevler baskı veya strese neden olduğu için, çocuklar motivasyonlarını kaybederler ve görevlerden çekilmeye başlarlar. Geri çekilme tepkisi, bir hedefe ulaşmaya çalışırken çocukların mevcut zorluklarla başa çıkmadaki yetersizliklerini yansıtır. Öz düzenlemeleri zayıf olan çocuklar hedeflerini gerçekleştirmede daha sık başarısız olurlar. Çocukların kendi davranışlarının farkında olması, öz düzenlemeye yönelik olumlu bir adım olarak düşünülebilinir.

Sınıfta, öğretmenler öğrencilerin öz-düzenleme davranışlarını desteklemek için model olarak hedefleme stratejileri kullanabilirler. Hedef belirleme, bir kişinin başarmak istediği bir hedef ya da plan oluşturulmasını içerir. Böyle bir planlama, bireyler arasında öz-güdümlü davranışların gelişmesini teşvik ederek, kendi kendini motive etmesini sağlar. Genel olarak, hedefler doğada proksimal(yakınsak, yakın hedefler) veya distal(uzak hedefler)olarak tanımlanabilir. Yakın gelecekte proksimal hedeflerin karşılanması beklenir. Distal hedefler uzun vadelidir. Proksimal hedeflerle bireyler belirli bir göreve odaklanma eğilimindedirler ve bu görevde başarılı olmak için gerekli eylemleri gerçekleştirirler. Bununla birlikte, distal hedeflerle bireyler bilinçli olarak bir görevi bir amaç olarak gerçekleştirirler. Çoğu zaman, bireyler daha büyük, daha önemli, distal hedeflerini karşılama girişimlerinde birden fazla proksimal hedef belirlemektedirler .

Orta çocukluk döneminde hedef belirleme becerisinin desteklenmesi çocuklarda geleceği planlama ve kariyer belirleme becerilerinin aynı oranda geliştirilmesini sağlar. Çünkü kariyer belirleme ve geleceği planlamanın temelinde hedef belirleme yer alır. Çocuklarda geliştirilmesi önemli bir yaşam becerisi olan hedef belirleme için öncelikle çocukların öz düzenleme davranışlarının geliştirilmesi, içsel motivasyonun sağlanması gerekir. Daha sonra hedeflerin gerçekçi ve ulaşılabilir olmasına dikkat edilmeli, yakın hedeflere öncelikle ulaşılması hedeflenmelidir. Bunun için hedeflere ulaşmada adımlar belirlenmeli ve çocukların küçük adımlar ile hedefe ulaşmaları yönünde plan yapmaları desteklenmelidir.

 

11-Kariyer Planlama

Kişilerin kariyer amaçlarının oluşturulması kariyer planlama kapsamında değerlendirilir. Kariyer planı yapılırken, kişinin kendisini keşfetmesi, beceri alanlarını belirlemesi gerekir. Kişinin güçlü ve zayıf yönlerini belirleyerek, değer, ilgi, beceri, yetenek ve tutumlara göre kariyer planı yapılmalıdır(Yüksel, 2000). Öğretmen çocukların mesleki eğilimleri, öz yetkinlikleri ve mesleği seçmesi durumunda sahip olabilecekleri başarıyı göz önüne alıp çocuğun hedef koymasına ve kariyer belirlemesine yardımcı olmalıdır(Köse ve Yangın, 2015). Çocukların kariyer tercihleri ise kendi yaşam deneyimleri ile bireylerin –öğretmenler, aileler gibi- çeşitli meslekler hakkındaki görüşlerinden elde ettikleri bilgilerle şekillenmektedir. Okul ise bu süreci öğrenciye aktarma ve yönünü etkilemede önemli faktörlerden birisidir. Kariyer ve yaşam planlaması için ilköğretim aşaması çok da erken değildir aksine çocuğun kendisi ve yaşama ilişkin fikir edindiği bu erken dönemlerinde, asıl kariyer planlaması süreci başlar.

Avrupa Topluluğunun eğitim ve kariyer danışmanlığının unsurları olarak belirlediği dokuz alt madde de şu şekildedir:

a)Bilgi sağlama, değerlendirme,

  1. b) öneri sunma,

c)rehberlik etme,

d)kariyer eğitimi,

e)yerleştirme,

f)savunma,

g)geribildirim ve takip etme/mentorluk. lköğretim düzeyindeki kariyer eğitim ve danışmanlığı, konuyla ilgili rol modelleri, alanda uzman kişilerle yapılan söyleşileri, fotoğraf ve videoları, sunumları, kitapları veya teknik ve yöntemleri içermektedir. Ancak bu süreçte kariyer danışmanının rolü çocuğu erken seçimler yapmaya zorlamak değil, aksine bu seçimlerin zamanından önce yapılmasına engel olmaktır.

Ülkemizde çocukların mesleki gelişiminde etkili olabilecek ve öncesinde başarılı sonuçlanmış bir uygulama örneği şu şekildedir:

K12 rehberlik programı: Oldukça önemli bir gelişimsel programdır. Bu eğitim projesi, birçok araştırma ve eğitim materyalini barındıran bir programdır. Aynı zamanda pek çok ülkede bulunan eğitim ofisleri tarafından yürütülmektedir. Asıl amacı, öğrencilerin kendi mesleki, eğitimsel, kişisel ve sosyal potansiyelini ortaya koymak ve onları yönlendirmektir. Bunu gerçekleştirmenin yolu ise profesyonel danışman rehberliğinde hedef belirleme, etkili karar verme ve farkındalık gibi adımlardan geçmektedir.

Özetle, bu beceriyi edindirme adına yapılan uygulamaların altında yatan temel stratejiler şöyle sıralanabilir;

  • Çocuktaki merak duygusunun ortaya çıkmasını teşvik etmek: Çocukların merak ettikleri meslekleri incelemeleri ve daha fazla bilgi sahibi olmalarını sağlayacak araçları sağlamak. Örneğin bilimle ilgilenmek isteyen çocuğa mikroskop ya da teleskop kullanma fırsatı sunmak ve merakını gidermesini sağlamak.
  • Gerekli bağlantıları kurabilmesi için bilgi aktarmak: Çocuğa görüşme saatleri, okuma materyalleri, alanla ilgili projeler ya da yeni oyunlar sağlayarak keşif ve araştırma süreçlerine dâhil olmasını desteklemek.
  • Sosyal kavramasını geliştirmek: Çocukların hem kendisi hem de çevresine dair farkındalığını ve aynı zamanda sosyal bilincini geliştirebilmek adına birçok meslekten bireyle görüşmesini sağlamak. Bu mesleklerle ilgili yeni keşifler, uygulamalar veya araştırmaları içeren etkinlikler yürütmek.
  • 12 Sıkıntılı Görünen Arkadaşa Yardım Etme

Sıkıntılı birine yardımcı olmak için önce ‘sıkıntılı görünüyorsun’ şeklinde onun durumunu doğru tespit etmek adımıyla başlanabilir. Paylaşmak istemezse ’Peki istediğin zaman sana yardımcı olmak isterim’ diyerek, ona zaman tanınır ve yalnız bırakılır. Paylaşırsa önce sadece dinlenir. Bazen sadece dinlemek bile yeterli olabilir. Eğer isterse duruma uygun başa çıkma seçenekleri sunulur.

13 Psikolojik Dayanıklılık

Dayanıklılık, olumsuz deneyimlerden önemli derecede az etkilenme, az zarar görme ve sıkıntıya rağmen başarılı olma kapasitesi olarak tanımlanmaktadır. Sıkıntı, kısmen fiziksel, zihinsel veya sosyal kayıplar ya da yoksunluk ya da travma deneyiminin neden olduğu olumlu koşullar ya da fırsatların eksikliği olarak tanımlanabilir. Dayanıklı çocuklar ortalama veya beklenen sonuçlara sahiptirler; dayanıklılık çocuklarda gelişmeyi gösterir(yani, ortalamanın üzerinde bir şey yapmayı). Dayanıklılık, çocukların sıkıntıya, şoka veya dezavantajlara dayanmalarını sağlar. Dayanıklılık kavramı aynı zamanda “yetkinlik” fikrine de benzer. Yetkin çocuklar “taleplere esnek, uyarlanabilir tepkiler üretme ve koordine etme ve çevredeki fırsatları üretme ve bunlardan yararlanma” yeteneklerine sahip olanlar olarak tanımlanır.Çocukların dayanıklılığını geliştirmek için iki önemli faktör ele alınmalıdır. Bunlar; Çocuğun bireysel özellikleri ve çevresidir.

 

Bireysel özellikler

  • Genetik ve biyolojik faktörler,
  • Baş etme becerileri ,
  • Olumlu bir özgüven duygusu ,
  • Kendi kendine Olumlu öz konuşma ve merhamet duygusu ,
  • Özerklik ve bağımsızlık duygusu (kendileri için bir şeyler denemek için),
  • Duyguları veya ihtiyaçları belirleme ve ifade etme,
  • Gelişmiş öz düzenleme becerisi ,
  • Güven ve öz yeterlilik duygusu ('Bununla başa çıkabilirim')
  • Olumlu sosyal beceriler ve empati ,
  • İyimserlik veya olumlu bir tutum
  • Aile / toplumla ilgili sorumluluk duygusu
  • Aidiyet duygusu
  • Sağlıklı düşünme alışkanlıklarıdır. Çocuğun bireysel özellikleri geliştirilerek dayanıklılığı artırılabilinir.

Çocuğun çevresi:

Çocuğun ailesi çocukların dayanıklılıklarını geliştirmede önemli yer tutar. Bunun için ebeveynlik becerileri, aile ilişkileri ve sağlıklı çocuk anne baba ilişkileri, aile kimliği ve bağlılığı ve etkili ebeveynlik becerileri desteklenmelidir

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir